26.12.2008

MİMLİ MÜZİK


Öbür yıla kadar yazı yazmam, dedik. Ama büyük konuşmamak lazım. Blogcu arkadaşım Dolfin beni mimlemiş, en çok sevdiğim on şarkıyı yazmamı istemiş... Ama hangi dönemde, hangi ruh halinde ve hangi tarzda olduğunu belirtmemiş. Müzik sevdalısı bir insan olarak ciddiye aldım bu soruyu, acaba dedim "Beni bugünlere taşıyan şarkılar neler? Hayatımın hangi dönemlerinde hangi parçaları dinliyordum?"

Düşündüm taşındım ve şöyle sınıflamaya karar verdim...
Çocukluk, 3-7 yaş arası:

Elbette ki yüzlerce şarkı gelip geçmiştir. Henüz müzik zevki oluşmadığı için her tür parçayı büyük bir iştahla dinliyorsun. Bu döneme damgasını vuran ne olabilir diye çok düşündüm. Ve sanırım buldum:

Ayrılık geldi başa katlanmak gerek
Seni çok çok özledim, arkadaşım eşek

24.12.2008

Yıl Sonu Toplaması


Hazır yıl sonuna gelmişken "blog başlığı sayıklamalarımı" derleyeyim de bedava yazı çıksın dedim. Bizim burada bir anene (gelenek, adet) var biliyorsunuz. "Şarküteri" başlığı altındaki tanım yazılarını sürekli değiştiriyoruz. Bunların bloğu tanımlama gibi kaygısı da yok üstelik, kendi başlarına serbest çağrışarak geliyorlar.

Aşağıda eskilerden seçtiğim bazı sayıklamalar var. Düzenli takip eden arkadaşlar hatırlayacak çoğunu. Ama hedef kitlemiz yeni okur. Gizli gizli okuyup kaçanlar var evet, tespit ediyoruz. Burada Ef Bi Ay' dan arkadaşlarla pizzalarımızı yerken bir yandan da on metre hata payıyla adreslerinizi tespit ediyoruz. Sizi ziyarete gelip on metre hata payıyla kahvenizi içeceğiz bir gün...

21.12.2008

Plastik Sandalye Sorunsalı



Bugün hayattan yeteri kadar tat almıyorsak bir sebep te plastik sandalyelerdir. Diyalogların sıradanlaşması, sevgilerin yozlaşması ve içsel yalnızlığın artmasında da önemli etkileri vardır. İnsanlığın bugüne kadar otura geldiği yüzeyler arasında en kişiliksiz, en sevimsiz ve güvensiz olanıdır şüphesiz. Doğal olmamasına zaten girmiyorum.

9.12.2008

Kestane Kebap


O zamanlar bilemezdik yavrum.
Çok yaygındı.
Sessizce masa üzerinde duran o şeyi ilk defa kim kucağına almak istedi?
Kimin aklına geldi böyle bir delilik cidden bilmiyorum.
Yirmibirinci yüzyıl insanlığın rahatlık uğruna yaptığı aptalca şeylerin tarihi derler...
Biz de tarihe geçtik.

Önceleri fark ettirmeden üflüyordu.
Kucağında mayışmış kedinin sıcak nefesi gibi yumuşak.
Sonra azdı.
Dizlerden kayıp o malum yer üzerine...
Offf.

8.12.2008

Fağri Olmam Meşreb-i Rindaneden


“Piyano dersi almamı annem istemişti. Banka müdürü’nün karısı olan modern bir hanım (Muhterem Hanım idi adı) sattı piyanoyu. Annemin öyle modern ve şık ahbapları olurdu. Duymuş bu hanımın piyanosunu satacağını. 'Kızıma bir piyano alayım da başlatayım' dedi, Muzaffer Arkan talebeydi lisede. Çok namuslu, çok efendi bir adamdı. Ondan ders aldım. Annem alaturka parçalar çalardı, kulaktan dolma, öylesine.. Ama benim klasik çalmamı istedi.”

Böyle anlatıyor işte Başak' ın babaannesi. 1930 yıllarda Konya' daki üç dört piyanodan birisine sahip oluyorlar. Öyle ki, piyano öğretmeninin bile kendi piyanosu yok. Babaanneye ders verdikten sonra bir iki saat izin isteyip kendi çalışıyor. Konya ilinden bahsediyoruz, Anadolu bozkırının ortasındaki tozlu kentimizden. Yıl bindoküzyüz otuz.

2.12.2008

Agalardan Papilere Yolculuk


Arkadaşlarımı farklı hitap şekilleriyle çağırma alışkanlığım ilkokul zamanında başladı. O zamanlar Zeki Alasya ve Metin Akpınar' ın oynadığı "Yaşasın Düşmanım" isimli absürd-komik dizide bolca geçen "agam" hitabı dilimize yapışmıştı... Kolalı yakalar ve siyah önlükler içinde beş-on sevimli yavru düşünün, bunların hepsi gırtlağını sürterek birbirlerine "agaaam" diye hitab ediyor... İşte onlar bizdik.

Gel zaman git zaman bu hitap şekli tüm sınıfa yayılmaya başlayınca agalık bilinci yozlaşmaya başladı :) Biz de modayı başlatanlar olarak agalığı bir sisteme oturtmaya karar verdik. Buna göre ben ve silah arkadaşım Kaya üç yıldızlı, Kıvanç ve Arda isimli arkadaşlarımız da iki yıldızlı aga olacaktı. Yeni katılmak isteyenlere "tek yıldızlı aga" kartviziti verip belli süre izlemeye alacaktık, başarılı olursa iki yıldıza geçebilirdi. Çok komik ama bu uğurda gerçekten çabalayan arkadaşlar oldu.

25.11.2008

Kritik Nokta


Hani Nostradamus' un kehanetleri falan vardır, okuyup okuyup vay adam bilmiş derler... Halbuki dünyanın gelecek yirmi-otuz yılını tahmin etmek için ne kahin olmaya ne de insanüstü geçlere sahip olmaya gerek var artık. Biraz bilimsel yayın karıştıran herkes farkında mezarımızı kazdığımızın. Ölüyoruz. Bireysel anlamda ve kitlesel anlamda. Bindiği dalı kesen adam karikatürü hiç olmadığı kadar gerçeğe dönüyor.

24.11.2008

ONİKİ


-12 tane 25 sent bir araya gelince ne olur?
-Mutlu olursun.
-Neden?
-Çünkü uzun zamandır biriken çamaşırlarını hem yıkayıp hem de kurutabilirsin.
-Vay be on iki yirmibeşlik nelere kadirmiş.
-Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, onbir, onikiiiii hiiiii, hi, hi, hi, hiiiiiii...
-Diyosun.

10.11.2008

HARD TORN


Blog başlığındaki yazıya gözüm ilişti az önce:

"Cumhuriyetimizin 85. yılı kutlu olsun"

Galiba bloğumu biraz ihmal etmişim. Bayram biteli on günü geçti. Mazeret sayan blogculardan olmak istemiyorum ama olayım hadi. Öncelikle yeni şehir, yeni ev, efendime söyleyeyim yeni ev arkadaşı, eski fakat yeni iş, insanı yoruyor. Bu bir...

27.10.2008

Bloguma Dokunma!


Çağ dışı sansürleme hareketlerine tepkinizi gösterin! Gerekçesi ne olursa olsun kullanımı ücretsiz olan internet hizmetleri birkaç kişinin keyfi çıkarları için karartılamaz. Türk Mahkemelerini bu konu üzerinde daha duyarlı olmaya çağırıyoruz.

 
 

16.10.2008

Okyanusa Vardık


Öncelikle sağ sağlim Mayami' ye (Miami) ulaştığımızı belirtmekte yarar var. Seyahatimiz toplam 49 saat sürdü. Yolculuk yazısını toparlayıp yazar mıyım bilmiyorum ama yolculuk filmini mutlaka tamamlayacağım. Yol boyunca sürekli video çekip durduk çünkü. (Filmi izlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=UC7Cjeqehow )


Son dört geceyi dört farklı otelde geçirdik. Çok şükür ki artık yeni kiraladığımız evdeyiz. Komşularımız malesef kablosuz internetlerini paylaşacak kadar cömert değiller. En kısa zamanda internet bağlatmamız gerekiyor.

Evimiz çok güzel, çok merkezi bir yerde. Okyanusa 100 metre mesafede. Hatta camdan da bir ucu gözüküyor. Bir üst sokağımızda Türk Büfesi var. Deco... Döner, ev yemekleri, tatlı çeşitleri, beyaz peynir, sucuk. Allahım rüya gibi. Çaydanlıktan Rize Çaykur çayı içtim. Ceyk' e de içirdim. Nasıl dedim? Sıcak, dedi.

Şimdi yazıyı yüklemeye çalışacağım ha gayret. Bir sıkımlık kablosuz bağlantı geliyor çok uzaklardan, onu yakalarsam...


10.10.2008

Yine Haritayı Çıkardı Bizim Çocuk


Yolculuk vakti geldi çattı demektir bu da. Bloğu takip eden arkadaşlar şu anda bulunduğum Leyk Ozark, Mizuri' ye dört ay kadar önce geldiğimi hatırlayacaklar. Dört ay oldukça uzun bir zaman dilimi benim gibi yörüğe. Sırtımda abam ve besili develerimle çoktan yola koyulmuş olmalıydım ya, kısmet değilmiş. Kısmet bugüneymiş.

Hedef geldiğim nokta. Mayami Florida... Eski işime dönmek üzere şu anda çalıştığım işimden ayrıldım. Buna bir sebep havaların hafiften soğuması olarak gösterilebilir. Ama asıl sebep eski işimin şimdikinden daha rahat, daha verimli, daha daha... Olmasıdır.

9.10.2008

Feysbukta Ölmek


Eskiden ölülerimizi gömer başlarına da mezar taşını diktik mi huzura ererdik. Sonra yolumuz düştükçe üç kuluvallah bir elham...

Şimdi devir değişti, insanlar gözleri açık gidiyor. En son yaptıkları şakalar, ebediyete intikal etmeden önce bildirdikleri bir iki "status" ve en son yükledikleri tebessüm eden fotoğraflarıyla çok değil bir iki cigabaytlık sonsuzluklarında periyodik olarak yüzüme bakıyorlar. Evet, günümüzün internet hastalığı "facebook" tan bahsediyorum. Daha şimdiden üç ölü arkadaşım oldu feysbuk listemde. Ara sıra önümü kesiyor rahmetliler, başka başka arkadaşlarının fotoğraflarında etiketleniyorlar. Kendilerine şarkılar ithaf ediliyor. Çok şükür henüz onlayn mevlüt okutabileceğimiz bir hizmet icat edilmedi. Edilmiş olsa bir tıkla gökten saf saf melek indirme yarışına girecek insanlar tanıyorum.

Gözünüzü seveyim bi rahat bırakın ölüleri. Feysbuk yetkileri de bir şekilde silsin onların profilini. Ya da ne bileyim, sanal mezarlıklar yapsın. Gözden uzakta sakin mekanlara taşısın fotoğraflarını. Biz yine üç kuluvallah bir elham gönderelim içimizden.

28.09.2008

Mavrova' dan Aldım Sümbül

       
video

Yukarıda bir video penceresi açılmadıysa bu bağlantıyı kullanın:
http://www.youtube.com/watch?v=w1RklIMX-8c
 

24.09.2008

Ne Olabilir?


Babam: Oradan bakıyor musun oğlum?
Ben: Bakıyorum.
Babam: Bak bulamazsan annen buradan da baksın.
Ben: Yok yok bulurum.
Babam: Ama tutup ta karalardan getirme bana.
Ben: Neden?
Babam: Nedeni var mı, sülaleyi kırk yıl arındıramayız bir daha.

Yukarıdaki diyalog babamla yaptığım bir telefon görüşmesinden alınmıştır. Neden bahsedildiği hakkında tahminlerinizi duymak isterim. Cevabı yorumlar kısmında bulabilirsiniz.
  

20.09.2008

Esneme Katsayısı


Geçen gün otururken (tuvalette) kafama takıldı. Baba ocağından ayrıldıktan sonra kaç ev, kaç ev arkadaşı ve kaç şehir değiştirdim? Tabi bunların hepsi bir anda takılmadı... Önce biri, ona bağlı olarak ta diğerleri vurdu aklımın oltasına. Hemen parmaklarımı çıkartarak hesaplamaya başladım. Böyle durumlarda parmaklarımın hep yanımda olması ne güzel...

Üniversite yıllarındaki ilk ev deneyimim 2000 yılında başladı. Bu tarihten günümüze değin toplamda altı farklı evde oturmuş ve üç şehir değiştirmişim. Sekiz yıllık uzun bir süreyi göz önüne alınca çok da anormal rakamlar değil. Fakat iş ev arkadaşlarını hesaplamaya gelince biraz zorlandım, parmaklarım yetmedi... Eğer kimseyi unutmadıysam ikibinden itibaren tam 25 kişiyle ev arkadaşı olmuşum (İki aydan daha az süre beraber kaldığım insanlar bu listeye dahil değil. Ev arkadaşlarımın kız arkadaşları/erkek arkadaşları da dahil değil. Benimkiler de! Benim erkek arkadaşım yok)

12.09.2008

BEYAZ KURT


-Kafalarında tüy var.
-Biliyorum.
-Amerikalılıar "red skin" diye çağırıyor.
-Sizin insanlarınız hakkında sandığından daha çok şey biliyorum.
-Senin ülkende bizim insanlarımız nasıl bilinir?
-Nasıl bilinecek bu toprakların gerçek sahipleri olarak biliniyor.
-Gerçekten mi?
-Elbette beyazlar gelip burayı elinizden almış, sonra da keşfettik diye herşeyi yerle bir (fuck everything up) etmişler.

(Hay ağzını öpeyim der gibi bakıyor. Yeni tanışmış olmasak boynuma sarılacak)

5.09.2008

Kocamın Gözü Dışarı Kayınca Zayıfladım


Yok benim kocamın değil. Benim kocam da yok zaten... Okuduğunuz bu çarpıcı cümle televizyondaki baş-ağrılı programlarından tanıdığımız Esra Ceyhan hanımefendiye ait. Hamileliğinden sonra yapılan bir röportajında şöyle istirham etmiş:

"Doğumdan sonra kendimi odun gibi hissettiğim dönemler oldu. Belim o kadar kalınlaşmıştı ki. Kocam kimi zaman beni kilolu, uykusuz, çökmüş, şebelek gibi gördü. Bana sürekli 'Daha da kilo aldın' diyordu. Erkek seni beğenmedikçe daha da çok bakımsızlaşıyorsun. Eşim o dönem beni hiç kıskanmıyordu, gözünün ucuyla bile bakmıyordu"

2.09.2008

Hayat Kurtarma Meselesi


Dün gece televizyonda izledim, son anda çekti içeri adamı. Çekmese ölecekti. Son anda metro altında ezilmekten kurtulan adam büyük bir şükranla "hayatımı kurtardın" dedi kurtarıcısına. Bunu diyen elli küsür yaşlarda, saçları beyaz... Hacım geçmiş olsun da, sen hayatının çoğunu yemişsin zaten. Kurtarıcı beyefendi en fazla bir on seneni kurtarabildi. Onun da son ikisi yatakta, solunum makinasına bağlı... Yani haberi olaydı, gelir daha erken bir zamanda kurtarırdı.

Bu "hayat kurtarmak" lafı çok komiğime gidiyor. Yani düşünün mal gibi yaşayan bir insan var, kendisi dahil kimseye faydası yok... Biz tutup bunun hayatını kurtarıyoruz. Adam teşekkür edip mallığına kaldığı yerden devam ediyor! Eee o zaman neye yarar bizim emeğimiz? Sen ölümden dönmüşken bir silkelenip kendine gelmeyeceksen bizi niye uğraştırıyorsun?

29.08.2008

Çoraplarımı Geri Ver!



Tanışıklığımız çok öncelere gitmediği içindir muhakkak, diyorum. Yoksa çamaşır makinası ile aramda ne gibi bir anlaşmazlık olabilir? Ben ona deterjanını suyunu sağlarım, o da bana temiz çamaşırlar verir. Al gülüm ver gülüm. Alan memnun, satan memnun...
Değil malesef! Biz kavgalıyız. Öyle saç saça baş başa değil tabi, sinsi derin ve içerden. Satranç oyuncuları gibi bin düşünüp bir hamle yapıyoruz. 

25.08.2008

ATP' ye Su Katmak


Küçükken erken kalkar, önlüğümü giyip okula giderdim.
Aradan geçen yıllar pek çok şeyi değiştirdi hayatımda;
Şimdi erken kalkıp üniformamı giyip işe gidiyorum.

Yani annemin babamın onca emeği, yumuşak uçlu kalemle taşırmadan doldurduğum tüm cevap kağıtlarım ve nereden baksan yirmi seneyi bulan (allah tekrar düşürmesin) eğitim öğretim hayatım meğer hep önlükten üniformaya geçiş sağlamak içinmiş...

Önlük (sağa doğru ok işareti) üniforma...

19.08.2008

Bu Siteye Erişin!


Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın ve Türk mahkemelerinin son aylardaki site kapatma kararlarının en azından kısmen keyfi olduğunu ve aşırıya kaçtığını düşünüyoruz. İletişim özgürlüğünün karşı karşıya olduğu tehlikeye dikkat çekmek amacıyla sitelerimize erişimi 20 Ağustos gece yarısına kadar kendi isteğimizle SEMBOLİK olarak engelliyoruz. Kampanya detayları için lütfen
buraya, kampanya ile ilgili basında çıkan haberler için buraya tıklayın.
 

28.07.2008

Hayırdır İnşallah


Bir yabancı dili rüyalarında bile konuşuyorsan o dili iyice geliştirdiğini, içselleştirdiğini söylerler... Dün gece hayatımda ilk kez ingilizce bir rüya gördüm. Başta ben olmak üzere rüyada görev alan tüm insanlar ingilizce konuşuyordu. Tabi senaryo herzamanki gibi zayıf olduğu için ne yaptığımızı nereye gittiğimizi tam olarak anlamadım. Fakat genel itibariyle bir çaba içinde olduğumuz, biryerlere yetişmek için koşturduğumuz söylenebilir... Buraya kadar herşey normal. Normal olmayan ve hatta "yuh bu ne saçmalık" dedirten bir şey var:

Rüya Türkçe alt yazılı.

23.07.2008

Tradiyşınıl Törkiş Spiniç Suup


Elimde olan tek şey bir baş soğan.
Bilmemne sebzesi yağından bir tutam döküyorum tencereye.
Anamdan bana geçen en büyük hünerle doğruyorum soğanımı.
Allah herkesin rızkını verir.
Başlıyorum çevirmeye...
Pembeleşmeye son 2 dakika kala hala bulmuş değilim yapacağım yemeğin adını.
Adının olmaması yemeğin ana maddesinin bulunmamış olmasından kaynaklanıyor.
"Ve sana söylemek istediğim en güzel söz henüz söylememiş olduğum sözdür " gibi...
Henüz pişirmemiş olduğum en güzel yemek aday adayımın ilk girdisi lavaboda pirinçlerini yıkamakta olan Zarar' dan geliyor nihayet. Pirinç.

18.07.2008

Demiryolu Günlüğü 5


Trenimiz an itibariyle Oha ya! (Ohio) eyalet sınırlarına girdi. ABD içerisinde bir eyaletten diğerine geçerken hiçbir şey farketmemenize karşın, bir sınırdan ötekine atladığınız anda tabi olduğunuz kural ve kanunlar büyük ölçüde değişmiş olabiliyor. Yani bir eyalette suç olan bir hareket diğerinde daha az ya da daha çok suç olabilir demek bu (hiç suç teşkil etmemesi de mümkün tabi) Amerikalıların anlattığına göre profesyonel hırsızlar hangi eyalette hangi suçu işlemeleri gerektiğini iyi bilirlermiş. Bu iş migros, tansaş bültenlerini takip edip hangi mal nerede daha ucuz diye araştırmaya benziyor... Aklıma gelen bazı tuhaf ilanlar şöyle: 

" Adam bıçaklamada yüzde yirmiye varan tenzilatlar- Kuzey Karolayna "
 

" Irza geçmek artık zor değil! Altmış yaşın üzerine yapacağınız her girişimde yüksek oranda affedilme garantisi! 40-60 arası 2 yıldan başlayan hapis olanakları... Minesota' ya gelip çeşitlerimizi yerinde görün!"
 

- Aysel, duydun mu? Alabama' da haneye tecavüz ağır suçlar kapsamından çıkarılmış. 
- İnanmam!  
- Üstelik hafta sonları altıdan sonra yapacağın her gasp, adi hırsızlık ve soyguna bir çekiliş kuponu...  
- Mümkün değil! 
- Yalanım varsa şurdan şuraya gitmek nasip olmasın.

Sanal Taşınma 2


Sayfanın halini görünce şaşırmışsınızdır büyük ihtimalle. Sonunda Blogspot' a taşınanlar kervanına ben de katılmak durumunda kaldım. Türk sitesi diye seviyor sayıyorduk ama bu Blogcu iyice sabrımızı taşırdı artık. Kaybolan yazılar, zamanında gözükmeyen yorumlar derken şimdi de kocaman reklamlar indirmeye başladılar tepemizden...
 
Bundan sonra yazılarımı http://sarkuteri.blogspot.com/ adresinden takip edebilirsiniz. 2006' dan beri yazıyorum ve bu üçüncü blog adresim olacak. Hiç heyecanlı değilim! Umarım son "sanal taşınma" olur. Bir öncekini burada anlatmıştık. Ama merak etmeyin, Blogcu altyapısında kalan yazılarımı en kısa zamanda yeni adresime taşıyacağım.


GELECEKTEN NOT: En kısa zaman dediğim süre iki yılı geçti :) Ama yazılar tümüyle blogspot' a taşınmış durumda. Afferim bana.
 

17.07.2008

Demiryolu Günlüğü 4


Nihayet Şikago trenindeyim. Canımı sıkan iki nokta var:  

1- Bu trende priz yok (ütüyü nereye takacağız?)  
2- Bilgisayarımda bir atımlık güç kaldı.

Canını sıkan bunlar olsun aslanım, diyerek zor günler için sakladığım çizgili defterimle kalemimi çıkarıyorum. Çok eski zamanlarda insanlar yazı yazmak için bu gereçleri kullanırlarmış. Böyle yazmak zor olacak elbet ama en azından satırbaşlarını not edip elektrik bulduğum yerde temize çekebilirim.


Yolculuğun ilk dakikalarında hiç sesi çıkmıyor gürültücü zenci adamın. Acaba uyumuş olabilir mi diye dönüp çaktırmadan bakıyorum. Gözlerini camdan dışarı dikmiş çakmak çakmak bakıyor. Belli bir şeyler var kafasında. Normal insanlarda olmayan, uygunsuz bir yerine basıldığı zaman kıvılcımlar saçan bir kafa bu. Aman diyorum, böyle camdan baka dursun derin, rahat, sakin... Ve yol boyunca kulaklarımdan düşürmediğim Erkan Oğur türkülerini dinlemeye dönüyorum.

11.07.2008

Zengin Kalkışı


Önce biri sonra diğeri ayrıldı aramızdan. Valizlerini toplamaya vakitleri olmadığı için birer top bez alıp gittiler. Ani olması işin doğasındaydı elbet ama bu kadarını hakkaten beklemiyorduk, gücümüze gitti... En çok anneleri bakakaldı arkalarından. Bizler sokağın başını dönene kadar el salladık.

Zarar


"Hayatı zarar ettin bana Zarar" demek istiyorum. Hatta diyorum da, fakat cümlenin muhattabı olan kişi beni anlamıyor... Kendisi Hintli. Adı "Zarar" olan müslüman bir Hintli hem de. Benden iyi olmasın o da namazında niyazında bir insan. Geceleri biraraya gelip peygamber efendimizin hadis-i şeriflerinden bahsediyoruz (Gülmeyiniz)

Birileri bizim hintlilere "Amerika' da yiyecekler çok pahalı" demiş. Onlar da gayri ihtiyari koliyi sırtlayıp gelmişler. Ambalajlı pınar kangal sucuklarımı "forbidın-yasak" diyerek gözümün önünde çöpe atan havaalanı polisi bunların kolilerini çatır çatır geçirmiş. İçlerinden gelen yoğun baharat kokusuna rağmen birer kıyafet kolisi olduklarına inanıvermiş. Hint büyülerinden başka bir açıklama bulamıyorum.

3.07.2008

Tanrıyı Çöpe Atmak


Dünyanın çeşitli ülkelerinden insanlarla ev arkadaşlığı tecrübelerim oldu. Şöyle bir düşünürsek; İtalya, Portekiz, Almanya, Kore, Ukrayna, Moldova, Kolombiya ve Salvador, diye sıralayabilirim. Fakat dün itibariyle bunlara öyle bir memleket eklendi ki saydığım tüm bu ülke insanlarının pabucunu dama atacak gibi geldi bana.
Hindistan...
Kendine özgü gelenekleri olan bu ülkenin vatandaşlarından Çiitın ile aramızda daha geldiği ilk gün şöyle ilginç bir diyalog yaşandı:

19.06.2008

Demiryolu Günlüğü 3


Mayami- Vaşintın etabı, yolcuğun en uzun etabı. Hiç inmeden tam 23 saat 15 dakika (KDV dahil) yol alacağız. Çok şükür ki bu süreyi kıçımız üzerinde geçirmeye mahkum değiliz. Misal ben nöbeti zaman zaman ayaklarıma devredip beni tren içinde gezdirmelerini, tabir-i caizse eğlendirmelerini istiyorum. Hani padişahlar zil çalıp "Köçek dans et" falan derler ya onun gibi işte.
 
Yataklı vagonu merak ediyordum epeydir "istikamet yataklı vagon" diyorum...  Trende iki farklı yemek vagonu bulunuyor. Biri kafeterya tarzında burger, sosisli mosisli satıyor, diğeriyse lokanta havalarında garsonlu marsonlu bir yer. İşte yataklı vagon bu lokantanın arkasında, yani oraya gidebilmek için lokanta vagonunu geçmek gerekiyor. Yalnız burada rezervasyon usulu çalıştıkları için elini kolunu sallayarak dalamıyorsun içeri... 

Böyle durumlar için kullanılan "bodozlama" yöntemini uygulamaya karar veriyorum. Doğruca lokantaya dalıp hızlı adımlarla yataklı vagona ulaşıyorum. Tam kapıyı açacağım anda arkadan boğuk bir "eskuizmi sör" geliyor. Eskuizminin boğukluğuna güvenip dalıyorum içeri. Fakat daha üç adım gitmeden aynı eskuizminin büyüyüp serpilmiş hali yetişiveriyor "ESKUİZMİ SÖR"

14.06.2008

Demiryolu Günlüğü 2


Sabah yedide kalkıyorum. Gün aymış. Akşamdan toplayıp dirsek temasında hizaya soktuğum bavullarım, askeri bir disiplinle beni selamlıyor. Rahat! Aynada gördüğüm yüz her zamankinden farklı. Giden insanlara özgü bir şaşkınlık var bakışlarında, biraz da çapak. 


Dün işteki son günümdü. Yaklaşık bir senedir sürdürdüğüm golf sahası bakım işini başka mecralara taşımak üzere dostça el sıkıştık patronumla. Arkadaş kalalım, dedim. Sakın kişisel olarak almayın...
 
Sahip olduğum vize nedeniyle bir yerde üst üste iki sezon durmama müsade edilmiyor. Ama bir sezonu dışarıda geçirince tekrar geri gelebiliyorum. O yüzden Amerika' nın yukarı mahallelerinden birinde yeni bir iş buldum bundan bir ay kadar önce. Mizuri Ozark bölgesinde bir Lendsikeyp işi... Mizuri eyaleti ormanları, gölleri, akarsuları ve doğal parklarıyla ünlüymüş. Ama yine de pek güvenmemek lazım, Mayami' nin de paten kayan mini etekli kızları ünlüydü (!) Bir sene içinde gördüğüm patencilerden bu vasıfları taşıyanların sayısı bir elin parmaklarını geçmezken; paten kayan sakallı bıyıklı erkekler, en az on kıllı elin parmakları kadar vardı.

11.06.2008

Demiryolu Günlüğü 1

 
Çocukluğumdan beri trenlere karşı bir sempatim vardır. Oyalanayım diye verdikleri resim defterlerine hep tren resmi çizer, lokomatif üzerinden çıkan dumanları yapmak için de annemden yardım istermişim. Koca treni, vagonları, pencereleri ve arkadaki karlı dağları tamamladıktan sonra basit bir duman için profesyonel yardım talep etmem nasıl bir ebleklikle açıklanabilir bilmiyorum ama bu iş zamanla annemin canını sıkmaya başlamış. Birgün beni oturtup uzun uzun "duman çizme" dersi verdiğini anlatır. Bu kursu geçip sertifikamı aldıktan sonra çizdiğim tren resimleri şu an bende mevcut. Kağıdın alt kenarında karınca sürüsü gibi tasvir ettiğim uzun trene öyle bir duman yapmışım ki, neredeyse resim kağıdının her yerini kaplıyor. Tabi bu duman bulutu içinde kaç kurşun kalemin eridiği belli değil...

Başka bir hatıra hafif bulanık ta olsa zihnimde saklanmış. Küçük dayı Libya' ya gidiyor ve dönüşte hangi oyuncağı istediğimi soruyor. Tabi ki tren! Sonraki altı ay oyuncağımı beklemekle ve arkadaşlarıma, benle iyi geçindikleri takdirde bu trenle oynayabileceklerini vaad etmekle geçiyor. Tren geliyor, hakikatten havalı birşey. Dayıyı mayıyı unutup rayları döşüyorum halı üzerine. İki farklı hat birbirine makaslı bir rayla bağlanıyor. İşte bu makas sistemiyle trenimi bir oraya bir buraya geçirdiğim zamanlar " büyüyünce ne olacaksın?" sorusuna " istasyon makas şefi" cevabını verdiğim zamanlara denk düşüyor.

2.06.2008

İcraatın İçinden


En güzel, yazıya başlama yöntemi bodozlama girme yöntemidir, diye düşünüyorum. Böyle girince bodozlama çıkma hakkın da oluyor. Efendim bu hafta sonu izinliydim. Tatili değerlendirip biraz bloğuma eğileyim, elalemin blogları arasında boynu bükük, sümüklü çocuk gibi kalmasın dedim. Aldım bunu bir güzel yıkadım, bayağı bir kir çıktı... Sonra salçalı ekmeği verdiğim gibi tekrar sokağa saldım.

Yabancı diyarda yaşayan insanda yoğun bir günlük hayat anlatma dürtüsü gözlemliyorum. Kendi vatandaşını yakaladığında tutabilene aşkolsun, başlıyor takır takır konuşmaya... Bu sayfalarda günlük tarzı yazılara pek ağırlık vermek istemesem de "o oldu, bu oldu, şuraya gittim" tadında sıralayasım geliyor bazen. Hem cümle cümle bağlama derdi yok, hem de bir çırpıda yazıp çıkıyorsun. Şampuana ayrı, dil bilgisine ayrı zaman ayırmaksızın.

Memoriyıl Dey


Amerika' nın kendine özgü resmi tatilleri, bayramları var. Geçen sene yine bu sayfalarda bağımsızlık gününü (İndipendıns Dey) ve havai fişek gösterilerini anlatmıştım. Öyle bir uzamıştı ki sonunu zor bağladık... Bu sefer bir fotoğrafla verip geçiyorum.

Buyrun;


Memoriyıl Dey bizdeki 30 Ağustos Zafer Bayramı' na denk düşüyor ama biraz daha hüzünlü bir yanı var. Mayıs ayının son pazartesi kutlanan bu bayramda bayraklar yarıya iniyor. Her köşe başında ordu için bağış isteyen birileri, sokakta dolaşan ordu mensupları görüyorsunuz.

5.05.2008

Sarılığı Tutturmak


Dostlardan gelen sitemkar mesajları daha fazla gözardı edemeyeceğimi anlayıp (daha da mı gözardı edeceğidin?) bilgisayarın başına oturdum. Daha doğrusu onu, emzik saati gelmiş yavru misali şevkatle kucağıma aldım. Neyi kucağıma aldım? Bilgisayarı... Burada "neyi" sorusu bize belirtili nesneyi veriyor.

Bilenler bilir, bu benim ikinci Yunaytıt Siteyts maceram. Birinci macera yine bu blog satırlarında, yer yer vatan hasreti, yer yer ABD- TC karşılaştırmalı gözlemler olarak yer bulmuştu kendine... Elbette ki kaldığımız yerden devam edeceğiz, yine ilginç olayları, insanları yazıp hayatımıza notlar düşeceğiz. Lakin bu sefer bir nebze daha kaşarlaşmış bir gurbetçi olarak insanları göz yaşlarına boğmadan, kendimizi acındırmadan yapacağız bunu... Sen kendi rızanla gurbet gemisine miço yazılmışsın arkadaşım (virgül) niye sızlanıp duruyorsun, derler adama... Kimler der? Onlar. Burada "onlar" gizli özne.

18.04.2008

Tekrar Amerika!


Dün gece saat on sularında Mayami ' ye indim. Herşey yolunda. Kendi evimden çıkıp buradaki otele varmak tam 24 saatimi aldı ama bu süre zarfında günün ismi değişmedi. Sabah 6' da yola koyuldum, perşembe. Uçaktan indim perşembe, uykuya daldım hala perşembe... Neyse bu sabah kalktığımda nihayet cuma olmuş, herşey normale dönüyor sanırım.

Şu anda geçici olarak otelde bir oda verdiler bana. İnsanın "geçici olmasın, hep burada kalayım" diyesi geliyor. Öyle hoş, öyle güzel bir atmosfer. Yatağımda yedi tane yastık var diyeyim siz anlayın. Bir tanesine kafamı koydum ama diğerlerini henüz çözebilmiş değilim. Dilim pidelerin üzerinde yatan kebap gibi hissediyor insan.

Herneyse, işleri yoluna koyup kafamı bir evceğize sokana kadar internet erişimlerinde aksamalar, takip ettiğim blogları okuyamamalar falan olabilir, lütfen mazur görünüz. Özünde bu kardeşiniz de temiz, sevecen bir o kadar da efendi bir kimsedir. Karıncayı incittiği olmuşsa da danaburnuna hiç dokunmaz, korkar ondan.

Saygılar.

15.04.2008

Göç Mevsimi


Yazı Piazzolla' nın Libertango' su eşliğinde okunacak... Yazarken de aynı müzik çalıyordu, hatta müziğe göre yazdım desem başım ağrımaz. 

(Not: Aşağıdaki müzik çalma kodu blogger dışı bir siteden yayın yapıyor. Şu anda görünmüyorsa insaniyet namına haber verin)



Son dakikada yenen meşhur ıslak hamburgerlerin ardından servisin geleceği otobüs yazıhanesinin önünde yerimizi almıştık. Son altı aydır bu işi öyle çok yapmıştım ki, doğduğumdan bu yana elimde valizimle o şehir senin bu şehir benim dolaştığıma inanabilirdim.
  
Okyanusun öte yanından gelen uçağın iç gıcıklayıcı bir sesle memleket topraklarını öpmesiyle başlamıştı maceram. Öyle ateşli bir kavuşmaydı ki bu, tekerleğin bir kısmı o günün anısına 2 numaralı pistte bırakıldı. Sonra sırayla, Manavgat, Belek, Antalya, Denizli, Bodrum, Didim... Çoğu iş, azı arkadaş, eş-dost görüşmesi. Çanakkale, İpsala, İpsala, Çanakkale...

3.04.2008

Kedi Kuyruğu


Pazar günleri TRT-2' de saat 12.10' da yayınlanan bir belgesel dizi var, ismi "Karşılıksız Sevgi" Adından yola çıkarak çok başka yerlere varabileceğimiz bu belgesel aslında hayvanlarla ilgili... Önce evcil hayvanlarla başlayıp sonra her türlü insan-hayvan ilişkilerini incelemeye koyuldu. En son aldığım duyumlara göre gelecek bölümler, müzik ve resim sanatlarının hayvan temalı eserleri hakkında olacakmış. Vaktiniz oldukça izlemenizi tavsiye edip lafı nereye getiriyorum...

Bu belgeselin jenerik müziğini kardeşiniz YEC efendi yaptı. Yani Karşılıksız Sevgi, bir buçuk yılı aşkın bir süredir "kedi kuyruğu" ismini verdiğim (bknz: kedi kuyruğu Ver.2) naçizane jenerik bestem ile açılıp kapanıyor. Geç te olsa vidyo kaydını yapıp yutüp sayfama ekleme fırsatı buldum. Buyrun...

29.03.2008

KIŞŞT!


Dün akşam telefonuma mesaj geldi:

-Herşeye vakit buluyorsun da geyiğe mi vakit bulamıyorsun?

... diye girince, uzun zamandan beri ihmal ettiğim bir arkadaşım sandım. Cümlenin devamında anladım ki, bu enseye tokat göze parmak arkadaşım Vadafon' dan başkası değilmiş. Yeni geyik kampanyasına davet etmek için mesaj yollamış bana. Para insana neler yaptırıyor işte görüyorsunuz, koca şirket üç kuruş daha kazanmak adına sırnaşık bir yancı kisvesi altında mesaj atıyor. Müşteriye ikinci tekil kişi üzerinden hitabeden reklamcılık anlayışına tav oluyorken bir de başımıza sırnaşmalı mesajlar çıktı. Kışşt, hadi yavrum başka kapıya!

14.03.2008

TUHAF


Geçenlerde gazetede okudum, dünyanın başına gelebilecek herhangi bir felaket olasılığına karşı insan DNA' sı ve birtakım bitki tohumlarını ay yüzeyinde yapacakları bir depoya saklayacakmış bilimadamları. Vay anam vay, önleme bak...

Yahu bu dünyanın başına gelmiş en azılı felaket biz insanlarız zaten. Ömrünün son çeyreğine giren dünyayı kurtarmak istiyorlarsa mevcut insan DNA' larını toplayıp yok etmeleri gerekir. Bunları tutup bi de dünya dışında tohumlamak çok yanlış, başka gezegenleri de yakmayalım durduk yere.

4.03.2008

Müziğin Seyir Defteri


NOT: Sevgili okuyucu, bu yazı fazlaca yüklü olduğundan sayfa biraz geç açılabilir. DivShare isimli siteden yüklediğim müzik çalma kodları için de garanti veremiyorum. Umarım yazı içinde üç farklı yerde görür ve ilgili şarkıları da dinleyebilirsiniz. Yine de bir aksilikle karşılaşırsanız yorum kısmına yazıp haberdar edin.

***
Günlerdir bir albümle yatıp kalkıyorum. İsmi IZDRIMETS. Duydunuz mu? Muhtemelen duymadınız ve buradan başka bir yerde de rastlamayacaksınız. Çünkü bu albüm hiçbir zaman müzik marketlere çıkmayacak. Hakkında gazete röportajları ve tanıtım yazıları da yayınlanmayacak. Bu albümü siz, ben ve avrupanın çeşitli yerlerinde yaşayan bin kadar insan bilecek.


28.02.2008

Bach Do Majör Prelüd


Yedi ay boyunca aynı ağacın dibinden 250 kadar fotoğraf çekerek bir foto animasyon oluşturduğumdan bahsetmiştim (bknz: Bir Sabır Denemesi ) Oradaki filmin arkasında Bach' ın bir numaralı çello suitinin prelüdünü kullanmıştım. Bu sefer de Bach' ın piyano için bir numaralı do majör prelüdünü kullanayım dedim. Golf sahasında oluşturduğum animasyon yine aynı...O görüntülerin üzerine dijital piyanomla parçayı ben çalıyorum. Buyrun bakalım.

27.02.2008

Bir Sabır Denemesi


Aranızda yedi ay boyunca aynı fotoğrafı çeken oldu mu? Pazar hariç haftanın her günü aynı ağaca sırtını verip çerçeveyi hep aynı yerde tutmaya çalışarak...

Bu soru "aranızda aklını peynir ekmekle yiyen oldu mu? " sorusuna denk düştü galiba. Galibası yok düpedüz öyle oldu.

İlk kare 2007 şubat ayının 8. gününe rastlamış, sonradan kaynaşıp can ciğer kuzu sarması olacağımız palmiye ağacı ile o gün tanışmışız demek. Gölgesi bile olmayan, sırık fasülyesi gibi bir ağaç. Kimseye hayrı dokunmaz diyesin gelir. Ama öyle değil, pek anlayışlı, efendi tabiyatlı bir kimse. Yedi ay boyunca kaba yerlerimizi dayayıp, sırtımızı verdik fakat bir kere bile bir yanlışını, bir fena temasını yakalamadık. Çok şükür.

19.02.2008

Bir Geç Kalma Anısı


İnsan kendi esprisine bu kadar güler mi? Valla güler, bir de aradan on sene geçmiş ve yaptığı bu muzipliği (denyoluğu mu desek?) iyice unutmuşsa kendini koyverir güler...

Yüzkitabı (feysbuk) denen internet sitesinin tozlu sayfalarında bulmuş yüzümü ve akabinde şahsımı... Kendisi üniversite hazırlık birinci dönemden sınıf arkadaşım, sene bin dokuz yüz doksan sekiz.

Daha önce söylemiş miydim bilmiyorum ama ben kendim çok yatak sevdalısı bir insanımdır. Öyle yorganı bir kenara atıp -babamın deyimiyle çivi gibi zıplayıp- çıkamam yatağımdan. Döne döne, sarıla sarmalana hep biraz daha uzatmak isterim geceyi. Sorun da budur ya, benim gece diye isimlendirdiğim zaman dilimi, başkalarının gündüz diye isimlendirdiği zaman dilimiyle çakışmaktadır. Ve malesef gündüzcüler sayıca üstün oldukları için hep haklı çıkarlar, horozlar onlardan yanadır. Ne acı ki, benim gibilere de uykucu, tembel, sorumsuz gibi sıfatlar kalır.

15.02.2008

Hayırlı Olsun




Ankara' da Yüksel Caddesi 'nde dolaşırken rastladım bu levhaya. Görür görmez de bir gülme krizi aldı beni... Yahu koskoca belediye yaptığı bir icraatı bu kadar mı gözüne sokar vatandaşın?

" Hadi yine iyisiniz ha, kıymetimizi bilin, babanızın oğlu yapmaz size böyle yol" diyen bir Büyükşehir Belediyesi...

Ne yapalım yani belediyecim, boynuna mı sarılalım? Sen bu işleri yapmaya talip olduğun için seçilmedin mi? Kazmayı vurduğun her yere bayrak dikiyorsan işimiz var.

10.02.2008

Otobüs Koltuğu




Koltuklarını hiç tasasız "haşırt" diye yatıranlar bugün hayat yolunda önemli yerlere geldiler, köşe başlarını tutup mevkiler edindiler. Fakat kulakları hep çınladı bunların. Arkalarından daima bir küfredenleri, karanlıkta yol kesenleri oldu...
 
Koltuklarını izin aldıktan sonra yatıranlar da başarılı oldular. Hem de insanları arkalarına alıp öyle yerlere geldiler ki, önlerinde duvarlar, barajlar dayanmadı. Bizim patronumuz, bizim liderimiz, bizim dostumuz oldular.
 
Çekindikleri için koltuklarını hiç yatıramayanlar vardı bi de. Onlara n'oldu dersiniz? Birşey olmadı, sırt ağrısından geberdiler.

6.02.2008

Güveç' te Buluşma


Ankara bugüne kadar okul gezileri, gençlik festivalleri ve resmi dairelerde takip edilen işler demekti benim için. Geçen hafta yaptığım başkent ziyaretimde biraz olsun bu üçlemenin dışına çıkmayı denedim. Bir anlamda başarılı da oldum ama esas amaç değişmemişti, elimde bir takım kağıtlarla yine devlet kapısındaydım. Kapıyı çaldım, devlet az önce çıkmış, bir mesajım varsa kendilerine iletebilirlermiş. Tekrar uğrarım, diyerek ayrıldım. O an için gidecek bir yerim olmadığından kaldırımın kenarına oturup devletimizi beklemeye başladım...

Şaşılacak şey, üzerlerinde "Asansörlü Resmi Daire Taşımacılık" afişleriyle birçok kamyon dolanıyordu etrafta. Merkez Bankası' nın taşınacağı açıklanınca sıra diğerlerine de gelecek herhalde, diyerek ekmek peşine düşmüş olmalılar... Öyle dalgın dalgın bakınırken yanıma kadar sokulan adamı fark etmemişim, kulağımın dibinde "Bardakta taze mısır ister misin abe?" diye haykırdığı vakit, resmi dairelerdeki "yangında ilk kurtarılacak" olan devasa dolapların pencerelerden çıkarılışını hayal ediyordum.

30.01.2008

Beyaz Bağcık


Tarihten bu yana geçen zaman içinde insanları birbirlerine düşürmek, huzursuzluk ortamı yaratmak ve savaşları körüklemek için yapılan tek birşey vardır. O da doğuştan hür ve eşit olan insanların farklı yönlerini bulup bu farklılıkların altlarını defalarca çizmektir. Geçmişten günümüze milyon defa çizilen bu kalın çizgilerin en popülerleri kuşkusuz deri rengi, millet ve dindir. İnsanoğlu zaman çizgisinde ilerledikçe ve o medeniyet denilen tek dişi kalmış canavarın kıllı vücudu üzerinde yol aldıkça bazı şeyleri aşmakta, hiç olmazsa aşmaya gayret etmektedir. Yıllar önce Afrikalı zencileri gemilerle toplayıp köleleştiren zihniyet bugün bembeyaz dişli, çikolata renkli bir dış işleri bakanına sahiptir. Hoş bu bakanımız dünyanın kökünü kurutmak için uğraşıyor olsa da, en azından insanlığın geldiği nokta açısından memnuniyet duyulacak bir durum söz konusudur. Bugün ten rengine bağlı ırkçılık tutumu hiç olmazsa mantık dışı ve ayıplanacak birşey olarak görülmektedir. Çok şükür! Ama insanları sınıflandıran millet ve din kavramlarının algılanışı için aynı şeyleri söyleyemeyeceğiz.

8.01.2008

Zamansız Girilen Yıllar


Bu yılbaşı çok kötü birşey oldu. Bir anlık dalgınlığımdan yararlanan 2008 beni almadan başladı.  

Bunca zamandır her girdiği yıla geri sayım eşliğinde girmiş prensipli bir insan olarak nedense bu sefer başaramadım. Aynı saat dilimindeki tüm insanlar sevdiklerine sarılıp çoşkuyla geri sayarlarken ben elmanın kabuğunu hiç düşürmeden soymaya çalışıyordum. Dikkatimi elmanın daralan kabuklarına verdiğim bir anda içeriden o ses geldi:

- Aaa ATV girmiş...