28.11.2009

Bedriye Artık Evli


Bilişim çağına yabancı kalmasın diye annemi de sardırdım ben bu feysbuk' a. İyi mi yaptım kötü mü yaptım bilmiyorum da annemin her geçen gün müptelalığa doğru adım adım yaklaştığını korkuyla karışık bir gururla izliyorum. Çok soru soruyor, sordukça da öğreniyor, keşfediyor. Badi badi bir çocukken nasıl bıktırdıysam onu... Şimdi o bana az bile yapıyor. Canım annem.

Bugün yine seslendi içerden;

-Yosuuuuuuuuuuuuuun! Gel buraya, bu feysbuk sapıttı!
-Ne oldu yine yav?
-Bak ne yazmış.

25.11.2009

Gezenti Adamın Hikayeleri

 
Yurdun batısını şöyle bir kolaçan ettim, geldim. Dağlar hala kıyıya dik uzanıyorlarmış. Bitki örtüsü olarak ta makiyi çekiyorlarmış üzerlerine. Kasım ayı tabi, geceler üşütüyor. Yalnız bazı dağlar bencilliklerinden olsa gerek bitki örtüsünü fazlaca çekmişler, diğerlerinin yamaçları açıkta kalmış.

Yolda giderken hep Sait Faik öyküleri okudum. Bu yazıda onun tesirleri görülürse şaşırmayın. Öyle delibaş bir çoşkuyla yazmış ki, bir yerden sonra cümleleri anlasın diye beynimi koşturmaktan vazgeçiyorum. Şiir okur gibi çağrışım rüzgarlarına bırakıyorum kendimi. Anladı anladı... Anlamazsa bir sonraki cümleye geçsin, diyorum.

28.10.2009

GEMİDE

  
- Bu ağır demirler nasıl batmadan yüzüyor?
- Size okulda öğretmediler mi?
- (Kafasını hayır anlamında sallıyor)

Soruya soruyla cevabım tamamen zaman kazanmak amaçlı.

- Kaça gidiyorsun sen?
- Seneye bire başlayacam.
- Şimdi?
- Anaokuluna gidiyorum?
- Anaokuluna gidiyorsun ve geminin niye batmadığını merak ediyorsun?
- Evet.
- Adın ne senin?
- Mert.
- Bak Mert, şimdi bunlar önemli konular, arşimed falan...

7.10.2009

Geometrik Hissiyat


Uzun zamandır şöyle serbest çağrışımlı bir yazı yazmadığımı fark ettim. Hatta son zamanlarda yazı yazmadığımı fark ettim. Ayda bire düşmüş yazı ortalamamız, memur maaşı gibi olmuş... Okuyuculara bankamatik kartı verip her ayın on beşinde çekmelerini istesem yeri var.

Hazır işsiz güçsüz kalmışken, ülkesine, baba ocağına, anne kucağına düşmüş iken, niye oturup ta üç-beş yazı yazmaz bu çocuk diye merak etmiş olabilirsiniz. Efendim, memleketime geldim ama kıçım yer gördü mü bir sorun hele? Kendisi birinci ağızdan (ağız derken?) cevap veremese bile ben hislerine tercüman olabilirim. Görmedi.

24.09.2009

MEMLEKETE DÖNÜŞ


Uzay aracını onarıp gezegenine dönen uzaylı gibi ansızın çıkıp geldim yıllar önce mahsur kaldığım gezegenden. Bujiler meme yapmış. Bir iki zımparalayınca açıldı lan. İki buçuk dünya yılı boşuna beklemişim. Sürücü sınavında en çok çıkan cevap seçeneğiydi halbuki, nasıl oldu da düşünemedim?

Tası tarağı toplayıp gemiye yerleştirdim. Uzay uçağı değil de gemisi mesala! Napalım böyle isimlendirilmiş. Fevkalade uçan birşey aslında. Yüzmüyor... Eşle dostla vedalaştım. Dünyadan ayrılan ET misali duygulananlar oldu arkamdan. İy-Ti diyorum, kuşbaşılık ete gitmesin aklın. Bir etin duygulanışı ancak ruhla mümkün. İy-Ti de ince ruhlu, uzun boyunlu, yeşil bir arakadaşımız idi, hatırlarsın. Arkasıdan el sallayanlar, dünyada kalmasını arzu edenler oldu. Yaşlı gözlerle "kal" dediler. Fakat ille de memleketim, dedi bizimki. Bülbülü altın kafese koymuşlar "ille de vatanıma tek yön uçak bileti" demiş. Eh bülbül bu, kartal değil. Onca yolu uçmasını bekleyemezsin.

4.08.2009

YALGIZAM PROJESİ


İnternet ilk duyulmaya başladığında kendisinden bir mucizeymiş gibi bahsedilmesi tuhafıma gitmişti. Alt tarafı bir kaç sohbet odası ve "ASL?" sorusuyla başlayan ya da biten tuhaf sohbet girişimleri demekti benim için. Bir heves "e-meyil" adresi almıştım ama henüz yaygınlaşmadığı için meyil atacak kimsem yoktu. İnternet kafeye gittiğimde gazetelerden ve dergilerden öğrendiğim bazı ingilizce sitelere girer "vay anam, of of " nidaları arasında sözüm ona dünyaya açılırdım. Arama motorları olmadan internetin bir anlam ifade etmediğini bilmiyordum o zamanlar.

14.07.2009

Yine Mi Taşınma? # 2


Merhabalar. Annemle babamın Miami ziyareti vesilesi ile sadece bloğu değil işi gücü de serdim bir yirmi gün. Başkan Obama' nın Türkiye ziyareti sonrası bir "misafirlik" borcumuz oluşmuştu hatırlayacağınız gibi. Bunun altında kalmak istemedik. Bir gece ayağımda "gezer" marka anne terlikleriyle Beyaz Saray' ın kapısına dayandım. Mişel Teyze güleryüzle karşıladı beni. "Bir maniniz yoksa annemler bir ay oturmaya gelecek" dedim. İçinden çektiği "ohaaa" yı belli etmemek için kibarca gülümsedi. "Yavrucuğum Beyaz Saray' da temizlik var, sizi Miami' deki yazlığımızda ağırlasak?" diye kıvırdı. "Ohoo" dedim. "Ona bakarsan benim de ev var Miami' de, hatta Sibel Can ile kapı komşuyuz" Tekrar kibarca gülümsedi Mişel Obama. Zaten en iyi yaptığı iş kibarca gülümsemekti. Ben oradan ayrıldığımda dahi kibarca gülümsemeye devam ediyordu. Sanırım kibarca gülümsemesi takılmıştı. "Neyse korumalar bi ara reset atarlar" diyerek Beyaz Saray' ı terk ettim. Barrak' ın kapıya çıkmaması da ayrıca bir soru işareti olarak kalacaktı kafamda. Acaba onu gördüğümde iki yanağından öpüp türk selamı yapacağımdan mı çekindi?

9.06.2009

Yine Mi Taşınma? # 1

 
Ne zamandan beri şöyle serbest hece ölçüsünde günlük tarzı yazılar yazmadığımı fark ettim. Bugün hazır zamanım da varken geçenlerde gerçekleştirdiğimiz evden eve nakliyat operasyonundan bahsedeyim.

29.05.2009

Salsa Maceraları 4


İyi kötü salsa düşünen, boş zamanlarında kimseye görünmeden adım çalışan birisi oldum çıktım. Kendimden beklemediğim bir performanstı doğrusu bu. Latin dans hocalarının dillerinden düşürmediği "uno, dos, tres, cinco, seis, siete" benim ağzımda "bir, iki, üç, beş, altı, yedi" ye dönüşüp robot adımlarıma kılavuzluk ettiğinden beri kendimi salsacıdan sayıyordum da, gün geçtikçe hünerlenip robotlara özgü o basiretsizliği de atınca iyice havalara girdim. Az şey değildi bir TC vatandaşı için latin kültürüne adapte olmak. Latin kültürüne adapte olup ispanyolca ingilizce karışımı hibrit bir dil konuşan hocalardan dans öğrenmek...

Bakın size fotoğraf albümümü sunayım. Yeşil bantlı ilk fotoğrafı serinin ilk yazısında paylaşmıştım. Aşağıda gördüğünüz ikinci kur bandımı ise altı adımda 720 derece dönmeyi başardıktan sonra hak ettim.

7.05.2009

Salsa Maceraları 3


"Salsa Maceraları 2 " diye başlık atınca ikincisinin de gelmesi şaşılacak bir şey değil elbet. Nasıl Terminatör 2' den sonra Terminatör 3 geliyorsa, Testere 2' den sonra Testere 3' geliyorsa, Salsa Maceraları da kendi içinde devam eden bir seri olacak. Olacak olacak ta, ben bu ekonomik kriz ortamında niye seri yazı işine girdim onu anlamadım. Bir yazının maliyeti kaça çıkıyor? Harflerin, noktalama işaretlerinin kilosu kaçtan başlıyor? Bunları hesap etmeden diziye girmek, kasapsız danaya girmekten farksız. Bir de okuyucunun ilgisini belli bir düzeyde tutma zorluğu var... 20 küsür bölümlük dizilerin altından başarıyla kalkan Alpernatif ustadan ders mi alsak ki? Bizimki şurada üç dört bölümlük naçizane salsa kursu gözlemleri üzerine olacak, öyle tarihi doku içinde gelişen büyük bir prodüksiyon da değil...

Fakat girmiş bulunduk bir kere, devamını getirmek boynumuzun borcu.