Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.12.2007

EVE GİDEN YOL


İnsanın evi çok güzel olmayabilir
ama evine giden yol, mutlaka güzel bir yol olmalı.
Allı morlu çiçek tarlalarından geçmese de en az bir iki dut ağacına uğramalıdır.
Sen onların dut olduğunu bilmeyebilirsin.
Ama o ağacın yaprakları, gözleri bir yerden ısırmış gibi bakmalılar sana.

Bazen yolunu uzatıp istasyonun oradan yürümeli.
Paslı demir kokusu çocukluğunun en eski anılarında yer almıştır.
Sen onları hatırlamayabilirsin
ama o demir yollar sanki kokunu alır gibi olmalılar.

Bir yere varamamak ayıp değil...
Yürü önünde açılırken gökyüzü.
Ve çözerken yetmiş yerinden yetmiş düğümü, dönüp arkana bakmayasın.
İnsanın ömrü çok güzel geçmiyor olabilir
ama bu dünyadan gidiş, mutlaka güzel bir gidiş olmalı.

11.03.2007

Biraz Daha Çabuk!


Yazının keşfiyle başladı maceramız.
Aramızdan bir akıllı çıkıp yazdıklarını bir kuşun bacağına dolamasa,
Uzaktaki sevgililer, postacı beygirlerinin adımları kadar uzak kalacaklardı.
Şükür ki, güvercinlerin çırpınışları kadar yakınlaştılar. 

Bir zaman sonra yorulan güvercinler bakır teller üzerine tünediler.
Ayaklarını gıdıklayarak geçen,
mors alfabesinin uzun-kısa harfleriydi.
Cephedeki komutan böylece haber saldı merkez karargaha.
O telgraf zamanında ulaşmasa,
belki de savaş kazanılamayacaktı. 

Uzaktakini hissetmek, tıkırtısını duymak güzel olsa da yetmedi.
Sesinin buğusu arzulanmaktaydı ötekinin.
Ve Graham telefonu icat etti.
Anneanneler biraz zorlansa da torunlar dirayetliydi;
Bağırdılaaaaaar...

23.02.2007

TORO' YA


Çimenler biçilmeye, sakallar jiletlenmeye doymadı...
Her bir kazımamızda daha da güçlü, daha da alaycı geri dönüyorlar.
Hayatın içten dışa doğru fışkıran sabırsızlığını durduramıyoruz.
Neden durdurmamız gerektiğini de bilmiyoruz.
Atalarımızdan kalan garip bir miras bu.

Uzayan sakallar salınmalı belki
Uzayan sıla yolları gibi gün be gün.
Ağlanmamış kederler damla damla süzülmeli yanaklardan.
Korkulmamış haykırışlar bağrılmalı avaz avaz.
Şaşılmamış hayretler edilmeli birer birer.
Ve doyulmamış çocukluklar salınmalı geçmişe.
Bırakılmalı sımsıkı tutunmak anılara...

11.02.2007

DOĞAN GÜNÜ KARŞILAMA KOMİTESİ

 

Şimdiye kadar kaç kere güneşten önce uyandım, hatırlamıyorum.
Güneşten önce uyanmak kafi değil,
şimdiye kadar kaç kere güneşten önce uyanıp
o doğana kadar da uyumadım?

Belki yüz, belki ikiyüz...
Ve kesin bu sayının en az yarısında,
o günkü sınav telaşında ve pörtlemiş gözlerle
masa başındaydım...
Kesin.
Ne güneş umrumdaydı,
ne kızarmış, ucu yanmış bulut.

5.12.2006

NASIR


Sonunda biz de öğrendik...
Gurbet sol topuğun sağ yanındaki nasırmış.
Işıltılı caddelerde,
büyük alışveriş merkezlerinde koştururken denk gelmez de,
gecenin köründe su içmeye kalktığında
tam da üstüne basarmışsın...
Öyle acırmış öyle acırmış ki,
o an gökyüzü yarılıp
güneş doğarmış memleketinde.


(Miami' ye gelişimin ikinci ayında memleket hasretiyle dolup taştığım bir gecede yazmıştım bu şiirimsiyi)

8.10.2006

EVETSE ÇİÇEK AÇ


Saksıdaki çiçeğim,

şu an sana bakıyorum.
Acaba bazen sen de beni
izler misin?

Evetse çiçek aç.

Sana sorular soruyorum.
Ama sen cevaplarını öğrenmemden
korktuğun için susuyorsun.

Evetse çiçek aç.

Senin ömrün topraktan gelmiş
suyla birlikte.
Benimkiyse alnımdan süzülerek
terle birlikte
toprağa mı gidiyor?

Evetse çiçek aç.


25.09.2006

MACELLAN


- Söyle bakalım Macellan, beni ne kadar seviyorsun?
- İşte bu kadar hayatım...
- Ne yani o kadarcık mı? Sağ elinin ucundan sol elinin ucuna kadar...
- Evet ama kısa yoldan değil uzun yoldan.


24.09.2006

AYRILIK


Sevmiş
olduğunuz kişiye
şu anda ulaşılamıyor.
Lütfen bir daha
hiç denemeyin.

The person
you have loved
can not be reached
at the moment.
Please
never try again
later...


17.09.2006

ÇEKİRDEKSİZ HÜZÜN


Güzel temiz bir uyku
Günün ortasında uyanış
Sağlam bir kahvaltı
Yapılacak zorunlu bir işin olmaması
Bir haftalık bulaşığı yıkamanın zorunlu bir iş olmadığına kalpten inanış
Bir bardak su
Bir salkım üzüm
Kıça aşina iki yıllık sadık koltuk
Kıça aşina iki yıllık koltuğun candan kavrayışı
Dudaklarda bir Malatya türküsü
Hiç görülmediği ve hiç bilinmediği halde dudaklardan dökülen o şehrin türküsü
Derin bir soluk
Annenin akla gelişi
Dudaklarda bir Rumeli türküsü
Uçan da kuşlara malum oluş
Perdelerin sıkı sıkıya kapalı olduğunun farkedilmesi
Gidip açmaya üşenilmesi
Tembellik
Düpedüz tembellik
Bir üzüm tanesi
Bir yudum su
Üç sene önce yaşanan bir hatıranın akla gelmesi
Soğuk bir şubat günü bir akşamüstü
Soğuğun hiç sevilmemesi
Hiç sevilmemenin gri soğukluğu
Bir üzüm tanesi
Kirliliği bu evin
Ve de hiç eksilmeyen böcekleri
-Öldüremem şimdi
hiç uğraşma-
Dudaklarda bir temmuz türküsü
Sıcak çok sıcak bir deniz
Ve bu denizde iki sevgili
Tuz, iyot, mürekkep balığı
Bir yudum su
Bir üzüm tanesi
Bu sonuncusuydu

14.09.2006

FETİH

 
İstanbul'u fethettiğinde
on dört yaşındaydı
Fatih,

Bense
on üçümde
tuttum ilk kez
bir kızın elini.

4.09.2006

LOOP


Hayat winamp’ ta çaldığımız

tek bir şarkı gibi.
Bittikçe başa dönüyor.
En sevdiğimiz şarkı olduğu için değil,
Dinlenebilir tek şarkı olduğu için
Katlanıyoruz ona.

Hayat winamp’ ta çaldığımız
tek bir şarkı gibi.
Bittikçe başa dönüyor.
En sevdiğimiz şarkı olduğu için değil,
Dinlenebilir tek şarkı olduğu için
Katlanıyoruz ona.

Hayat winamp’ ta çaldığımız
tek bir şarkı gibi.
Bittikçe başa dönüyor.
En sevdiğimiz şarkı olduğu için değil,
Dinlenebilir tek şarkı olduğu için
Katlanıyoruz ona.

Hayat winamp’ ta çaldığımız
tek bir şarkı gibi.
Bittikçe başa dönüyor.
En sevdiğimiz şarkı olduğu için değil,
Dinlenebilir tek şarkı olduğu için
Katlanıyoruz ona.

NE DEĞİŞTİ?


Ne değişti geçmişten günümüze,
hangi sular aktı altımızdan?
Aynı nehirde ikinci defa yıkanılmazmış…
Vallahi yalan,
ben delta ovalarında gördüm
aynı saf ve temiz çocukları.
Üst üste yığılmıştı hepsi de.

Hatırlıyor musun,
büyüdüğümüze dair bir kanıt istemiştim senden.
Araba kullanabildiğimizden bahsetmiştin bana
Ve artık kendi paramızı kazanabildiğimizden…
Hahaha!
O paralar ne zaman bizim oldu ki?

Küçükken en güzel oyunun ortasında
başını çıkarıp pencereden
annen çağırmaz mıydı seni?
Şimdiyse en güzel uykudan,
teni sütlaç kokan kızın hayalinden
ve zorla kopardığın o senelik izinden
patronun çağırmıyor mu seni?

Ne değişti geçmişten günümüze,
hangi sular aktı altımızdan?
Yeşil pantolonlu,
beyaz şapkalı
on yaşlarında bir çocukken
kayboldum semt pazarında.
Bir daha da bulan olmadı beni.



Foto: YEC/ Edirne

30.08.2006

ŞAPKASI UÇAN ADAM


Düşünüyordu adam
ufka bakarak.
Mühim şeyler düşünen
tüm adamlar gibi
kaşlarını da çatarak.

Bir rüzgar esti

birdenbire.
Kafasından
şapkasını uçurdu.

Şaşılacak şey

değildi elbette,
fakat o gün ilk defa
bir şapkayla birlikte
içindeki akıl da uçtu.

Ufka bakarak

düşünen adamın
kaşları gevşeyiverdi hemen.

Yüzüne bir yerlerden

bir anlam geldi oturdu.
Akılsız kalan adam
düşünmedi artık.
Ufka doğru son kez baktı.
Mutluydu.
Nasıl olmasın,
bundan sonra her şeyi
kalpten yaptı.





29.08.2006

NİNJA


Bir ninja,
boş bir odada
üstelik üzerinde
hiçbir silah yokken,
karşısındaki adamı
öldürmenin en az
on farklı yolunu
bulurmuş.

Bense
seni seviyorum
demek için
ancak bir yol
biliyorum sevgilim,
boş bir odada
üstelik çırılçıplakken.

28.08.2006

LÜKS TÜKETİM


Aşk,

lüks tüketime girer evladım,
vergisi yüksektir.
İşte bu yüzden
aşık olunca
çok acı çekersin.

Ama
bu demek değildir ki evladım;
hiç aşık olmayacaksın,
kesenin ağzını açıp
altınlarını savurmayacaksın…

Kalbini korkak alıştırma
SEV.
En kötü ihtimalle
baban gibi evladım,
bir vergi rekortmeni
olacaksın.



Not: Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır.



27.08.2006

YIRTIK PARA


Eski ve yırtık
paraları,
en çabuk yoldan
bir başkasına
sokuşturmanın
makbul olduğu
ülkede,

Elinde
sele bandıyla
en zorlu
para ameliyatlarını
gerçekleştiren
adamdı o.

26.08.2006

KAPTAN


İşe giderken
sabahları,
usulca çıkar evinden
şehir hatları vapurunun
kaptanı.

Elinde
pabuçlarıyla
bir müddet dikilir.
Bir müddet te
giydikten sonra pabuçları.

İçeriden bir ses mi geldi ne?
Yok canım rüzgardandır,
rüzgardan...

Tuhaf şey
günlerdir içinde
çalkalanan
bu sızı;

Ya bir sabah
oyuncak bebek
ısmarlarsa
küçük kızı
dünyanın bir
ucundaki limandan.

foto: aydın erel

25.08.2006

ERGENLİKLER


Aşık oldukça

biriktirip
içine
sakladığın
tüm sevgiler,

sonunda
tenini delerek
şakaklarından
birer birer
süzüldüler.



24.08.2006

MOLA YERİ


(Anons sesi gelir)

Dinlenmiş
zinde bir halde
uyanmak umuduyla,
sabah ola hayrola,
istikametinden yola çıkmış
sayın uyur,
bünyeniz bir miktar
İhtiyaç molası vermiştir.
üçe kadar sayınca
kalkın.

.......................

Günaydın.
Uyandınız.
Saat sabahın üçü.
Günün aymış olma ihtimali
çok düşük.
Ve galiba siz,
mışıl mışıl gecelerin
adamı olarak
biraz hazırlıksız
yakalandınız.

Şimdi yüklenip
fırçayla sabunu,
çocuk yanınıza gelecek.
Gözlerinizden silecek
rüyaların tozunu.

Fakat
uyanmışlığa inat,
bir müddet daha
debeleneceksiniz
sıcak yatağınızda.

23.08.2006

SİZ?


Siz
kimlerden siniz?

Güzel kadın
sevenlerden mi,
Yoksa
sevgisiyle
kadınları güzel
edenlerden mi?