24.12.2008

Yıl Sonu Toplaması


Hazır yıl sonuna gelmişken "blog başlığı sayıklamalarımı" derleyeyim de bedava yazı çıksın dedim. Bizim burada bir anene (gelenek, adet) var biliyorsunuz. "Şarküteri" başlığı altındaki tanım yazılarını sürekli değiştiriyoruz. Bunların bloğu tanımlama gibi kaygısı da yok üstelik, kendi başlarına serbest çağrışarak geliyorlar.

Aşağıda eskilerden seçtiğim bazı sayıklamalar var. Düzenli takip eden arkadaşlar hatırlayacak çoğunu. Ama hedef kitlemiz yeni okur. Gizli gizli okuyup kaçanlar var evet, tespit ediyoruz. Burada Ef Bi Ay' dan arkadaşlarla pizzalarımızı yerken bir yandan da on metre hata payıyla adreslerinizi tespit ediyoruz. Sizi ziyarete gelip on metre hata payıyla kahvenizi içeceğiz bir gün...

21.12.2008

Plastik Sandalye Sorunsalı



Bugün hayattan yeteri kadar tat almıyorsak bir sebep te plastik sandalyelerdir. Diyalogların sıradanlaşması, sevgilerin yozlaşması ve içsel yalnızlığın artmasında da önemli etkileri vardır. İnsanlığın bugüne kadar otura geldiği yüzeyler arasında en kişiliksiz, en sevimsiz ve güvensiz olanıdır şüphesiz. Doğal olmamasına zaten girmiyorum.

9.12.2008

Kestane Kebap


O zamanlar bilemezdik yavrum.
Çok yaygındı.
Sessizce masa üzerinde duran o şeyi ilk defa kim kucağına almak istedi?
Kimin aklına geldi böyle bir delilik cidden bilmiyorum.
Yirmibirinci yüzyıl insanlığın rahatlık uğruna yaptığı aptalca şeylerin tarihi derler...
Biz de tarihe geçtik.

Önceleri fark ettirmeden üflüyordu.
Kucağında mayışmış kedinin sıcak nefesi gibi yumuşak.
Sonra azdı.
Dizlerden kayıp o malum yer üzerine...
Offf.

8.12.2008

Fağri Olmam Meşreb-i Rindaneden


“Piyano dersi almamı annem istemişti. Banka müdürü’nün karısı olan modern bir hanım (Muhterem Hanım idi adı) sattı piyanoyu. Annemin öyle modern ve şık ahbapları olurdu. Duymuş bu hanımın piyanosunu satacağını. 'Kızıma bir piyano alayım da başlatayım' dedi, Muzaffer Arkan talebeydi lisede. Çok namuslu, çok efendi bir adamdı. Ondan ders aldım. Annem alaturka parçalar çalardı, kulaktan dolma, öylesine.. Ama benim klasik çalmamı istedi.”

Böyle anlatıyor işte Başak' ın babaannesi. 1930 yıllarda Konya' daki üç dört piyanodan birisine sahip oluyorlar. Öyle ki, piyano öğretmeninin bile kendi piyanosu yok. Babaanneye ders verdikten sonra bir iki saat izin isteyip kendi çalışıyor. Konya ilinden bahsediyoruz, Anadolu bozkırının ortasındaki tozlu kentimizden. Yıl bindoküzyüz otuz.

2.12.2008

Agalardan Papilere Yolculuk


Arkadaşlarımı farklı hitap şekilleriyle çağırma alışkanlığım ilkokul zamanında başladı. O zamanlar Zeki Alasya ve Metin Akpınar' ın oynadığı "Yaşasın Düşmanım" isimli absürd-komik dizide bolca geçen "agam" hitabı dilimize yapışmıştı... Kolalı yakalar ve siyah önlükler içinde beş-on sevimli yavru düşünün, bunların hepsi gırtlağını sürterek birbirlerine "agaaam" diye hitab ediyor... İşte onlar bizdik.

Gel zaman git zaman bu hitap şekli tüm sınıfa yayılmaya başlayınca agalık bilinci yozlaşmaya başladı :) Biz de modayı başlatanlar olarak agalığı bir sisteme oturtmaya karar verdik. Buna göre ben ve silah arkadaşım Kaya üç yıldızlı, Kıvanç ve Arda isimli arkadaşlarımız da iki yıldızlı aga olacaktı. Yeni katılmak isteyenlere "tek yıldızlı aga" kartviziti verip belli süre izlemeye alacaktık, başarılı olursa iki yıldıza geçebilirdi. Çok komik ama bu uğurda gerçekten çabalayan arkadaşlar oldu.

25.11.2008

Kritik Nokta


Hani Nostradamus' un kehanetleri falan vardır, okuyup okuyup vay adam bilmiş derler... Halbuki dünyanın gelecek yirmi-otuz yılını tahmin etmek için ne kahin olmaya ne de insanüstü geçlere sahip olmaya gerek var artık. Biraz bilimsel yayın karıştıran herkes farkında mezarımızı kazdığımızın. Ölüyoruz. Bireysel anlamda ve kitlesel anlamda. Bindiği dalı kesen adam karikatürü hiç olmadığı kadar gerçeğe dönüyor.

24.11.2008

ONİKİ


-12 tane 25 sent bir araya gelince ne olur?
-Mutlu olursun.
-Neden?
-Çünkü uzun zamandır biriken çamaşırlarını hem yıkayıp hem de kurutabilirsin.
-Vay be on iki yirmibeşlik nelere kadirmiş.
-Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, onbir, onikiiiii hiiiii, hi, hi, hi, hiiiiiii...
-Diyosun.

10.11.2008

HARD TORN


Blog başlığındaki yazıya gözüm ilişti az önce:

"Cumhuriyetimizin 85. yılı kutlu olsun"

Galiba bloğumu biraz ihmal etmişim. Bayram biteli on günü geçti. Mazeret sayan blogculardan olmak istemiyorum ama olayım hadi. Öncelikle yeni şehir, yeni ev, efendime söyleyeyim yeni ev arkadaşı, eski fakat yeni iş, insanı yoruyor. Bu bir...

27.10.2008

Bloguma Dokunma!


Çağ dışı sansürleme hareketlerine tepkinizi gösterin! Gerekçesi ne olursa olsun kullanımı ücretsiz olan internet hizmetleri birkaç kişinin keyfi çıkarları için karartılamaz. Türk Mahkemelerini bu konu üzerinde daha duyarlı olmaya çağırıyoruz.

 
 

16.10.2008

Okyanusa Vardık


Öncelikle sağ sağlim Mayami' ye (Miami) ulaştığımızı belirtmekte yarar var. Seyahatimiz toplam 49 saat sürdü. Yolculuk yazısını toparlayıp yazar mıyım bilmiyorum ama yolculuk filmini mutlaka tamamlayacağım. Yol boyunca sürekli video çekip durduk çünkü. (Filmi izlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=UC7Cjeqehow )


Son dört geceyi dört farklı otelde geçirdik. Çok şükür ki artık yeni kiraladığımız evdeyiz. Komşularımız malesef kablosuz internetlerini paylaşacak kadar cömert değiller. En kısa zamanda internet bağlatmamız gerekiyor.

Evimiz çok güzel, çok merkezi bir yerde. Okyanusa 100 metre mesafede. Hatta camdan da bir ucu gözüküyor. Bir üst sokağımızda Türk Büfesi var. Deco... Döner, ev yemekleri, tatlı çeşitleri, beyaz peynir, sucuk. Allahım rüya gibi. Çaydanlıktan Rize Çaykur çayı içtim. Ceyk' e de içirdim. Nasıl dedim? Sıcak, dedi.

Şimdi yazıyı yüklemeye çalışacağım ha gayret. Bir sıkımlık kablosuz bağlantı geliyor çok uzaklardan, onu yakalarsam...