4.11.2007

Sorgulama


Niye böyle oldu, diye sordum kendime şimdi? Büyük bir hevesle, istekle başladığım blog yazma hobim azalıp azalıp yokolmaya yüz tuttu. Zamansızlık, iş güç, başka hobiler, yurt dışında yaşamak vb. mazeretler bir yere kadar kurtardı beni ama sonra onlar da yetersiz kalmaya başladı. Niye yazamıyordum?... Gün boyu aklıma gelen "yazarsam hoş olabilir" diye düşündüğüm tüm küçük detayları ya unutuyor ya da sonradan bakınca anlamsız buluyordum. Öyle ya, yazı deyince büyük, düzenli, planlı programlı olmalıydı. Şansa bırakılmamalıydı, insanların kafalarını karıştırmadan açık ve net olarak anlatmalıydı derdini. Bir iki de görsel öğe koyunca "dadından yinmez" bir şekilde servis edilmeliydi okuyana... Ya mizahi unsurlar? Yahu onları hep koyuyoruz zaten, salçasız yemek olmadığı gibi kalçasız kadın ve gülmecesiz bir yazı da olmazdı. Olmamalıydı...

20.10.2007

Doğuya Gelirken


Şu kuzeye giderken serisi beni çok kitledi hakkaten, ona devam edemiyorum  diye hiçbir yeni yazı ekleyemedim. Patrona, yazı işleri müdürüne falan hesap verdiğimiz yok sonuçta, bitsin bu seri de kurtulalım... Bitti mi, bitti... Oh be. Çok şükür...

"Doğuya Giderken" bu belalı kuzey yazısına gönderme yapıyor. Yoksa yeni bir seri falan değil... Memlekete varınca internet bulabildiğim herhangi bir yerden kısa bir varış yazısı yazacağım kısmetse. Ondan sonra ne sıklıkta yazarım bilemiyorum. Ama ben hep buradayım arkadaşlar, blogtan biraz uzak kaldım diye yazma ve okuma şevkimi yitirmiş değilim. Buraya ilettiğiniz her notu en kısa zamanda okuyor, tebessümümü ediyor, şaşılacaksa şaşıyor, gülünecekse gülüyorum, merak etmeyin. Ayberoz, siti info, havadisci, teknoloji ve zeroks kardeşlerime de diyecek bir laf bulamıyorum. Zaten onlar da diyeceğim laflara meraklı olsalar, şu anda bu yazıyı okuyor olurlardı. Okuyorlar mı? Hayır... O zaman boşver...

26.09.2007

Kuzeye Giderken Beş


Vardım canım. Sen, nasıl olsa varmamıştır diyerek uzun süre uğramadın bu sayfalara ama ben şu an tatilimin başında olmakla beraber Tiftın (Tifton) kasabasının da ta orta yerindeyim, inanmazsan bak...

9.09.2007

Kuzeye Giderken Dört


Ne zaman bir yazı dizisine başlasam illa ki bir yerlerde tıkanıp kalıyorum. Yine öyle oldu işte, yazılar daha kuzeye çıkamadan ben kıble rüzgarlarıyla çoktan güneye indim. Tatil bitti ve yine çalışır hale geldim.

Okuyucu beni dinle, eğer beraber olup el ele verirsek bu zor günleri de aşar tekrar paranın para olduğu, yüzümüzün güleç, kafamızın dinç olduğu mutlu blog günlerine dönebiliriz. Şimdi senden tek istediğim, yazıyı sanki hiç ara vermemişiz gibi okumandır. Var say ki ben hala tatildeyim ve hala kuzeye doğru gitmekteyim. Hoş, bu benim de çok istediğim bir şey zaten... O halde şu andan itibaren geçmişe dönüyor ve kaldığım yerden devam ediyorum. Anlaştık mı? Gel sana bi sarılayım be okur!

30.08.2007

Kuzeye Giderken Üç


Yazılar şimşekten sonra gelen gökgürültüsü gibi arkadan geliyor anacım. Ama yapılacak birşey yok, böyle devam edeceğiz... Corcia Tiftın' daki üçüncü günüm bugün ama ben şimdi biraz buraya gelişimden bahsetmek istiyorum. Daha önce bahsettiğim gibi bu seyahat için bir araba kiralamış idim. Sizi tanıştırayım, kendisi öndeki siyah araç...

26.08.2007

Kuzeye Giderken İki


Kaldığımız yerden devam ediyoruz... Arkadaşım Murat' ın verdiği siparişleri almak üzere yola çıktım. Mekan daha önce bir kaç Türk arkadaşın gidip pek memnun kaldıkları bir yerdi. Şarkı söyleyen domatesler!
  

Kuzeye Giderken Bir


On ay boyunca haftanın altı günü, sabah beşte uyanarak iş başı yapmış bir insan, bu süre içinde sadece iki hafta tatil yapabilmiş ise ona dersiniz? "Gud Jab, böyle devam et" demek gelebilir belki içinizden... Hiç eskimeyen şarkılar gibi ağızlarda dolaşan bu cümleyi bir Amerikalı' ya yakıştırabilirim ama hiç eskimeyen şarkılar kadar güzel ülkem insanından duyarsam doğrusu pek şaşırır, içerlerim. İnsanın verimli çalışabilmesi için belli zamanlarda dinlenmesi gerek, bunu en iyi bilen milletlerdeniz. Hatta belli zamanlarda çalışmak için dinlenmeye ara vermek zorunda kalanlardanız belki de... Neyse, uzun lafın kısası, tatile çıkıyorum anacım. Tatilim bir hafta... Bozdur bozdur harca kabilinden.

İstikamet Corcia (Georgia). Corcia, bizim ince uzun eyaletimiz Filorida' nın üst komşusudur. Gece çok erken yattığından biz Filoridalılar olarak hiç gürültü etmeyiz bi saatten sonra. O kadar sayar severiz kendisini. Corcia, bir abi, bir kötü gün dostu... Corcia mahalle çocuklarının su taleplerini -ikinci bardaklar da dahil- bıkmadan karşılayan komşu teyzedir adeta. Benim oraya gidişimin sebebi ise bir bardak su değildir dostlar, ikinci bardak ve akabinde girip çabuk yoldan bir çiş etmekte ise zaten gözüm yoktur. Benim derdim, bir yıl önce Corcia' ya okumaya gönderdiğimiz kadim dostum Murat'ı ziyaret etmek, okumayı iyice söküp sökmediğini yerinde kontrol etmektir.

20.08.2007

Yeni Nesil Piyano



Önümüzdeki bilgisayar klavyesinin tuşlarını soldan sağa doğru giden sıralar şeklinde algılarsak üst üste kaç sıra sayarız? Eğer klavyemiz yanarlı dönerli bir şey değilse bu soruya cevabımız 6 olmaktadır. Peki bir düşünelim, ya klavyemiz sadece iki sıradan ibaret olsaydı? İki sıra ama mevcut olan bütün tuşları içerecek upuzun bir klavyede yazı yazdığımızı hayal edelim. Bu tam bir işkence olmaz mıydı? Okuyucu sana soruyorum, yanındakiyle konuşmayı bırak ta cevap ver... Olurdu, hem zaman hem enerji kaybı, hem de tarifsiz bir Çin işkencesi... Peki, piyanonun icadından bu yana geçen 300 yıl boyunca piyanistler ve tüm piyano öğrencileri kendilerine benzer işkenceler çektirdiler ve çektirmeye devam ediyorlar, desem... İnanır mıydınız? 

12.08.2007

Domuz Kasabı 1 Yaşında


Sene geçen sene, günlerden on iki, aylardan ağustos, saatlerden bilmem kaç. Blogcuya ilk yazımı yazıp arkama yaslanmışım... Sağlam bir ziyaretçi akını kopacağına eminim de kaç kişi gelir, kaç yüz tane yorum bırakır onu kestiremiyorum. Orkestram, süslü püslü yatağım ve ortalıkta koşturan yaramaz çocuklarım hazır. Limonatanın son limonlarını da sıkmışım, hatta elime bulaşan limon suyunu da ziyan etmeyip kafamı mesh etmek suretiyle parlatmışım. Herşey hazır.

On dakika, yirmi dakika, bir saat...
Gelen giden yok.
Oğlunun pipisini boş yere kestirmiş düğün sahibi kadar yalnız, şiirleri hiç okunmayan şairler kadar üzgünüm.
Peki benim ziyaretçilerim nerde anne?...

İşte onlar tam bir yıl içinde, ayaklarını sürüye sürüye ancak geldiler...
Blog neydi? Blog iyilikti, dostluktu. Blog emekti.
Blog klavyenin tuşlarını terayağ sürüp yemekti.

2.08.2007

Anne Ben Nasıl Oldum?


 (1)
-Anne ben nasıl oldum?
-Seni leylekler getirdi yavrum.
-Hani şu her gece karyolayı gıcırdatan leylekler mi?
-Olabilir...

 (2)
-Anne ben nasıl oldum?
-Seni Amerikan Hava Kuvvetleri getirdi yavrum.
-For riıl?

(3)
-Anne ben nasıl oldum?
-Darvin' e göre mi, yaratılış teorisine göre mi?
-Aristo diyalektiğine göre...