26.08.2007

Kuzeye Giderken İki


Kaldığımız yerden devam ediyoruz... Arkadaşım Murat' ın verdiği siparişleri almak üzere yola çıktım. Mekan daha önce bir kaç Türk arkadaşın gidip pek memnun kaldıkları bir yerdi. Şarkı söyleyen domatesler!
  

Kuzeye Giderken Bir


On ay boyunca haftanın altı günü, sabah beşte uyanarak iş başı yapmış bir insan, bu süre içinde sadece iki hafta tatil yapabilmiş ise ona dersiniz? "Gud Jab, böyle devam et" demek gelebilir belki içinizden... Hiç eskimeyen şarkılar gibi ağızlarda dolaşan bu cümleyi bir Amerikalı' ya yakıştırabilirim ama hiç eskimeyen şarkılar kadar güzel ülkem insanından duyarsam doğrusu pek şaşırır, içerlerim. İnsanın verimli çalışabilmesi için belli zamanlarda dinlenmesi gerek, bunu en iyi bilen milletlerdeniz. Hatta belli zamanlarda çalışmak için dinlenmeye ara vermek zorunda kalanlardanız belki de... Neyse, uzun lafın kısası, tatile çıkıyorum anacım. Tatilim bir hafta... Bozdur bozdur harca kabilinden.

İstikamet Corcia (Georgia). Corcia, bizim ince uzun eyaletimiz Filorida' nın üst komşusudur. Gece çok erken yattığından biz Filoridalılar olarak hiç gürültü etmeyiz bi saatten sonra. O kadar sayar severiz kendisini. Corcia, bir abi, bir kötü gün dostu... Corcia mahalle çocuklarının su taleplerini -ikinci bardaklar da dahil- bıkmadan karşılayan komşu teyzedir adeta. Benim oraya gidişimin sebebi ise bir bardak su değildir dostlar, ikinci bardak ve akabinde girip çabuk yoldan bir çiş etmekte ise zaten gözüm yoktur. Benim derdim, bir yıl önce Corcia' ya okumaya gönderdiğimiz kadim dostum Murat'ı ziyaret etmek, okumayı iyice söküp sökmediğini yerinde kontrol etmektir.

20.08.2007

Yeni Nesil Piyano



Önümüzdeki bilgisayar klavyesinin tuşlarını soldan sağa doğru giden sıralar şeklinde algılarsak üst üste kaç sıra sayarız? Eğer klavyemiz yanarlı dönerli bir şey değilse bu soruya cevabımız 6 olmaktadır. Peki bir düşünelim, ya klavyemiz sadece iki sıradan ibaret olsaydı? İki sıra ama mevcut olan bütün tuşları içerecek upuzun bir klavyede yazı yazdığımızı hayal edelim. Bu tam bir işkence olmaz mıydı? Okuyucu sana soruyorum, yanındakiyle konuşmayı bırak ta cevap ver... Olurdu, hem zaman hem enerji kaybı, hem de tarifsiz bir Çin işkencesi... Peki, piyanonun icadından bu yana geçen 300 yıl boyunca piyanistler ve tüm piyano öğrencileri kendilerine benzer işkenceler çektirdiler ve çektirmeye devam ediyorlar, desem... İnanır mıydınız? 

12.08.2007

Domuz Kasabı 1 Yaşında


Sene geçen sene, günlerden on iki, aylardan ağustos, saatlerden bilmem kaç. Blogcuya ilk yazımı yazıp arkama yaslanmışım... Sağlam bir ziyaretçi akını kopacağına eminim de kaç kişi gelir, kaç yüz tane yorum bırakır onu kestiremiyorum. Orkestram, süslü püslü yatağım ve ortalıkta koşturan yaramaz çocuklarım hazır. Limonatanın son limonlarını da sıkmışım, hatta elime bulaşan limon suyunu da ziyan etmeyip kafamı mesh etmek suretiyle parlatmışım. Herşey hazır.

On dakika, yirmi dakika, bir saat...
Gelen giden yok.
Oğlunun pipisini boş yere kestirmiş düğün sahibi kadar yalnız, şiirleri hiç okunmayan şairler kadar üzgünüm.
Peki benim ziyaretçilerim nerde anne?...

İşte onlar tam bir yıl içinde, ayaklarını sürüye sürüye ancak geldiler...
Blog neydi? Blog iyilikti, dostluktu. Blog emekti.
Blog klavyenin tuşlarını terayağ sürüp yemekti.

2.08.2007

Anne Ben Nasıl Oldum?


 (1)
-Anne ben nasıl oldum?
-Seni leylekler getirdi yavrum.
-Hani şu her gece karyolayı gıcırdatan leylekler mi?
-Olabilir...

 (2)
-Anne ben nasıl oldum?
-Seni Amerikan Hava Kuvvetleri getirdi yavrum.
-For riıl?

(3)
-Anne ben nasıl oldum?
-Darvin' e göre mi, yaratılış teorisine göre mi?
-Aristo diyalektiğine göre...

19.07.2007

ÇEK - YAT


Yutüpte bir türkü ararken bir sürü amatör bağlamacı izledim.
Bir zaman sonra ne aradığımı unutup kendimi kaybetmişim...
Yirmi oturma odası ve dokuz salondan sonra
keşfettiğim şu oldu:

Bu ülkede bağlama çalıyorsan
çek-yat üzerinde oturacaksın arkadaş.
Deri koltuk, modern tasarımlı sandalye falan bunlar hoş değil, tınıyı bozuyor.

Samimiyet çek-yat' ta.
Duruluk çek-yat' ta.
Çek-yat bu toplumun son otuz senesine tanıklık etmiş
bir dost.
Çek-yat içimizden biri.
Çek-yat.

4.07.2007

İndipendıns Dey


BÖLÜM 1

İki gün önce iş yerindeki bir Amerikalı stajer arkadaş bana 4 temmuz da ne yaptığımı sordu. "4 temmuzun özelliği ne ki?" diye soruyla karşılık verdim. "4 temmuz ABD' nin bağımsızlık günüdür, her 4 temmuzda çılgın partiler yaparız biz" diye yanıtladı. Yahu, bu ABD bağımsızlığını kime karşı kazandı ki, kutlamasını yapıyor?.. Ve ekledi "eğer bir planın yoksa seni, ailecek yapacağımız ev kutlamasına bekliyorum"

Bağımsızlık gününü evde ailece kutlama fikri tuhafıma gitti doğrusu. Bunca yıllık Türk vatandaşıyım, bugüne kadar kimse beni evine Cumhuriyet Bayramı kutlamaya davet etmedi. Acaba bana mı denk gelmedi diye merak ediyorum, size hiç bir arkadaşınız yaklaşıp "Dostum, 29 Ekim Cumartesi evde yapacağımız Cumhuriyet Kutlaması' na davetlisin, program Ata' nın sevdiği türkülerin babam tarafından yorumlanmasıyla başlayacak, kardeşlerimin sergileyeceği halk oyunu gösterisinden sonra annem, cumhuriyetin ilanını temsilen balkondan beyaz güvercin uçaracak. Törenin son bölümünde ise senin de katılımlarınla balkondan kuş kakası temizleyeceğiz" dedi mi? Sanmıyorum...

23.06.2007

Miami Diyalogları


Yec -  13 numaralı griini (green) ilaçladın mı Yec?
Sam - Yok daha 12 deyim.
Yec -   Piliiz du mi a fivır and dabıl çek dı viit areas. (Lütfen bana bir iyilik yap ve yabancı otların olduğu yerleri tekrar kontrol et)
Sam - Alrayt! 
Yec -   !? (Biz sabahtan beri kaçıncı çekimizi yaptık hoca, ne diyon sen?)

15.06.2007

Bilinçaltı Sayıklamaları


Blog tutmaya karar verip bilgisayarın başına ilk oturduğumda karşılaşmıştım o soruyla... Doldurduğum üye kayıt formunun en altında, "Blogunuzu tanımlayacak bir cümle girin" denmekteydi. Çok şaşırdım, daha henüz olmayan birşeyi nasıl tanımlayacaktım ki? Neyse, ıkına sıkına şu anda anımsayamadığım bir cümle girdim oraya. Kayıt formalitesi bitip ana sayfayı tıkladığımda bir de ne göreyim, yazdığım bu uyduruk cümle en baş köşeye kurulup etrafa caka satmaya başlamamış mı? Hiçbir şekilde beni yansıtmadığı gibi blog hakkında da fikir vermeyen bu cümleyi hemen indirdim tahtından. Yerine daha güzel ve daha anlamlı birşeyler yazıp büyük bir hevesle ana sayfaya tıkladım. Yeni cümle güzeldi hoştu ama sanki o köşeye yakışmamıştı yahu... Sildim yenisini yazdım. O biraz kaldı orada, ama biraz. Onu da silip başkasını koydum. Başkası eskidikten sonra yerini bir başkasına verdi. Bir başkası...

9.06.2007

Geçen Bölümün Özeti


Kısa bir aradan sonra herkese merhaba... Siz bu mektubu okurken ben çok uzaklarda olacağım, diyerek hüzünlü bir giriş yapmak isterdim, hatta görüntüye gelen kendi elyazımın arkasından kendi sesimle buğulu bir şekilde okumak isterdim yazdıklarımı. Ama zaten sizden çok uzaklarda olduğum için artık bu cümlenin bir orjinalliği kalmadı. En iyisi normal ve sıradan bir giriş yapayım.

Gerçekliğini “sanarak” bildiğim pek muteber klavye cambazı dostlarım, gerçekliğini görerek bildiğim pek kemikli diğer arkadaşlarım ve ne sanıp, ne bilip ne de hissettiğim diğer raslantısal arkadaş adaylarım... Bu geçen bir haftalık süreçte neler yaşandı? Genaral ile orko arasındaki tatsızlık çözüldü mü? Himen tüm süper kahramanların zaman zaman yaşadığı alt kimlik- üst kimlik bocalamasında hergün biraz daha Prens Edım yönüne mi kayıyor? İskeletor ve hayvan adam kız meselesi yüzünden kavgaya mı tutuştu? Hepsi ve daha fazlası geçmiş bölümlerde yayınlandı ama siz izleyemediniz di mi? Olsun, ben anlatacağım şimdi...