Alıştım artık sevgili dünlük, buraya geldim geleli her tür şekle girmek, her tür işe bulaşmak müstehak oldu bana... "Ne oldu hayırdır?" diyeceksin ama hepten yalan bir meraklanma olacak bu... Bırak, yeme şimdi beni sevgili dünlük, sen benim bir uzantımsın... Hayatımdaki gelişmeleri bilmemen, olan bitene yabancı kalman imkansız. Haa, "Abi elbette ki biliyorum ama ben yazına eser miktarda akıcılık katmak için öyle yapıyorum" diyorsan bir sorun yok. O zaman ben de senin alnından öperim be sevgili dünlük, hatta bu kaba ve yersiz çıkışımdan dolayı özür bile dilerim senden. Biliyorsun bazen böyle patavatsızlıklarım tutuyor… Sus, onaylama!... Onaylamak yok, demedim mi ben sana? Kendi hakkımda olumsuz bir yargıda bulunduğum vakit sukut içinde dinleyeceksin beni. Kafa sallamak, pişmiş kelle gibi sırıtmak yok.
Saolsun, beni sürekli takip eden arkadaşlarım bilirler ama televizyonunu yeni açan seyircilerimiz için tekrar etmekte fayda var. Efendim, bendeniz üç aydır gurbetten yazıyorum yazılarımı. Bir elimde memleket hasreti, bir elimde kendini geliştirme tutkusu olduğu halde oturuyorum masaya. Güzelce karıp destemi, kesiyorum... Az önce tam da bunu yapmıştım işte; ruh hali destemden bir kart çektim ve "Hımm anlaşıldı, bugün hüzünlü değil komik bir yazı yazacağız" dedim. Sen de ordaydın, duydun di mi beni sevgili dünlük? Hişş, sana diyorum... Niye konuşmorsun kuzum, yoksa bilmeden incittim mi seni?

