26.12.2007

Amelie


Ülkemizin bazı yerlerinde "amele" olarak bilinen bu film, gösterildiği yıllarda büyük bir ilgi görmüş ve beklenmeyen bir başırı kazanmıştır. Kendisi kadar müzikleriyle de konuşulan bu filmde görev alan fransız besteci kimdir? (TRT' nin bilgi yarışmaları gibi oldu) 

-Yan Tiirsen.
-Yann Tiersen doğru cevap, evet alkışlıyoruz...

Kış geceleri zor geçiyor, uzun bi de... Yutüpündeki bazı vidyoları karıştırırken denk geldim işte bu şarkıya. Daha önce duyduğum zaman kulak kabartmışlığım vardı. Çalınması çok zor değil, zaten bunu çalan binlerce amatör piyanist var, diyerek kolları sıvadım... Benim neyim eksikti sayın seyirciler?

16.12.2007

Müşteri Memnuniyeti


Kazak aldım. Memnun muyum? Memnunum. Kazağı aldığım mağazanın duvarında yazıyordu bu:

Müşteri memnuniyeti esastır...

Vay be, nerden de bildiler memnun olacağımı? Nerden bilecekler, onların amacı beni mutlu etmek... Onu dene, bunu çıkart, laciverti moru derken memnuniyete adım adım yaklaştığımı anlamadım mı zaten? Anladım, anladım dostlarım ama bu memnuniyet birdenbire gelsin de şu fakirin aklını alsın diye anlamamazlıktan geldim bir müddet.
Müşteri memnuniyeti esastır.

Vay be.

Peki, cebimdeki para bitince de memnun etmeye devam ederler mi bunlar beni? Bu kadar sene memnun olmuşluğumuz var, selamımız sabahımız var, desem...

12.12.2007

EVE GİDEN YOL


İnsanın evi çok güzel olmayabilir
ama evine giden yol, mutlaka güzel bir yol olmalı.
Allı morlu çiçek tarlalarından geçmese de en az bir iki dut ağacına uğramalıdır.
Sen onların dut olduğunu bilmeyebilirsin.
Ama o ağacın yaprakları, gözleri bir yerden ısırmış gibi bakmalılar sana.

Bazen yolunu uzatıp istasyonun oradan yürümeli.
Paslı demir kokusu çocukluğunun en eski anılarında yer almıştır.
Sen onları hatırlamayabilirsin
ama o demir yollar sanki kokunu alır gibi olmalılar.

Bir yere varamamak ayıp değil...
Yürü önünde açılırken gökyüzü.
Ve çözerken yetmiş yerinden yetmiş düğümü, dönüp arkana bakmayasın.
İnsanın ömrü çok güzel geçmiyor olabilir
ama bu dünyadan gidiş, mutlaka güzel bir gidiş olmalı.

30.11.2007

Omza Alacaksan Gel !


Selamlar, bu aralar eskiden (blogculuk zamanından önce) yazdığım bazı yazıları elden geçirip beğenilerinize sunuyorum. Bu da sıkıntılı bir dolmuş yolculuğundan sonra kaleme alınmış bir yazı...

Şu güzel ülkemizde dolmuşa binmek kolay değil. Önce bir takım şartları kabul etmek gerekiyor. Sosyal yapımız gereği bayanlara ve yaşlı insanlara yer vermek gerekliliğini kastetmiyorum, bunlar güzel adetlerimiz arasında. Kucak kucağa seyahat ederken ani rota değişikliği ve türbülans sonucunda vatandaşın kaba etine temas etmek ya da temas etmemek üzere paltosundan çekiştirmek gibi zorluklardan da bahsetmiyorum. Bugün burada dile getirmek istediğim konu, bazen daha dolmuşa binmeden duyduğumuz "abi çökeceksen gel, ileride çevirme var" türünden pazarlık girişimleridir.

22.11.2007

Küçük Mutlulukların Adamı


Aman bu şahaneymiş. Bak, bak, bak! Umut yok... Soldan geçen değil de onun arkasındaki. Evet, ilki tamam. Çok dar açıya rağmen ikinci gelecek mi? Şimdi dön. Malesef... Kırmızı şal çok uzun, yerlerde sürünüyor. İkinci, hadi ikinci. Oh, nefis. Hatta bir üçüncü. Kafanı çevirip sen de baksana. Bekle. Şimdi. Ohooo geciktik... Şu kızıla boyama modası bitmedi mi daha? Bakmazsan bakma, allah allah... Amanın o gerçek mi? İlk bakış tamam, yeterince uzun. Bembeyaz eller, o bavulu ben taşısaydım. Hadi ikinci, ikinciyi ver... İkinci bakış artı tebessüm! Mesudum. Ok kirpikler. Çok mesudum lan. Of allahım, ben neden böyle küçük mutlulukların adamıyım?

19.11.2007

Andımız


Sabahın o en lezzetli, en vazgeçilmez uykularından biriydi. Vazgeçmemek bir tercih olarak karşımdaydı fakat kapıyı yumruklayan eller öyle ısrarcı ve teklifsizce gelmişlerdi ki biraz da telaşla yatağımdan doğruldum. Gözetleme deliğinden bakınca siyah takım elbiseler içinde iki kişi görülüyordu, biri elindeki kağıtları karıştırırken diğeri de delikten gözümün içine doğru bakmaktaydı. Kapıyı açıp pijamalarımı göstermeyecek şekilde başımı uzattım:

12.11.2007

Geçende Yine Doğdum Ben


 
Proteinli bisküvi çekilmiş kıymadan mı yapılıyor? Hiç olmadı çift sarılı yumurtadan yapılmalı bence...
Bu nazik armağanından dolayı HiçAslıyok' a teşekkürlerimi sunuyorum.
Doğum ne zaman mı?
On kasım efendim...
Atamızın dünyaya gözlerini kapadığı günde doğmuşuz...

4.11.2007

Sorgulama


Niye böyle oldu, diye sordum kendime şimdi? Büyük bir hevesle, istekle başladığım blog yazma hobim azalıp azalıp yokolmaya yüz tuttu. Zamansızlık, iş güç, başka hobiler, yurt dışında yaşamak vb. mazeretler bir yere kadar kurtardı beni ama sonra onlar da yetersiz kalmaya başladı. Niye yazamıyordum?... Gün boyu aklıma gelen "yazarsam hoş olabilir" diye düşündüğüm tüm küçük detayları ya unutuyor ya da sonradan bakınca anlamsız buluyordum. Öyle ya, yazı deyince büyük, düzenli, planlı programlı olmalıydı. Şansa bırakılmamalıydı, insanların kafalarını karıştırmadan açık ve net olarak anlatmalıydı derdini. Bir iki de görsel öğe koyunca "dadından yinmez" bir şekilde servis edilmeliydi okuyana... Ya mizahi unsurlar? Yahu onları hep koyuyoruz zaten, salçasız yemek olmadığı gibi kalçasız kadın ve gülmecesiz bir yazı da olmazdı. Olmamalıydı...

20.10.2007

Doğuya Gelirken


Şu kuzeye giderken serisi beni çok kitledi hakkaten, ona devam edemiyorum  diye hiçbir yeni yazı ekleyemedim. Patrona, yazı işleri müdürüne falan hesap verdiğimiz yok sonuçta, bitsin bu seri de kurtulalım... Bitti mi, bitti... Oh be. Çok şükür...

"Doğuya Giderken" bu belalı kuzey yazısına gönderme yapıyor. Yoksa yeni bir seri falan değil... Memlekete varınca internet bulabildiğim herhangi bir yerden kısa bir varış yazısı yazacağım kısmetse. Ondan sonra ne sıklıkta yazarım bilemiyorum. Ama ben hep buradayım arkadaşlar, blogtan biraz uzak kaldım diye yazma ve okuma şevkimi yitirmiş değilim. Buraya ilettiğiniz her notu en kısa zamanda okuyor, tebessümümü ediyor, şaşılacaksa şaşıyor, gülünecekse gülüyorum, merak etmeyin. Ayberoz, siti info, havadisci, teknoloji ve zeroks kardeşlerime de diyecek bir laf bulamıyorum. Zaten onlar da diyeceğim laflara meraklı olsalar, şu anda bu yazıyı okuyor olurlardı. Okuyorlar mı? Hayır... O zaman boşver...

26.09.2007

Kuzeye Giderken Beş


Vardım canım. Sen, nasıl olsa varmamıştır diyerek uzun süre uğramadın bu sayfalara ama ben şu an tatilimin başında olmakla beraber Tiftın (Tifton) kasabasının da ta orta yerindeyim, inanmazsan bak...